Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Delinin Yıldızı Albümüyle Vega!

İyi müzik yapanlardan hep aynı tadı almak isteriz. Ne zaman yeni bir şeyler üretecekler diye düşünür, bekler dururuz. Nitekim tüketim bizim işimiz(!) Çabuk eskitiriz, bir kenara atıverir, yine yenisini bekleriz. Popüler kültürün, popüler müziğe etkisi olmuş bu durum. İyi müzik yapanlar için bu geçerli değildir elbette. Seninle beraber büyüyen şarkılar olur, seninle beraber yaşlanan şarkılarda olur. Seninle beraber ölmeyen nice şarkı olur. İyi işlerin ömrü de uzun olur. Bakınız: Vega! Yıldız olanı değil, kalplerde tat bırakan, müzik grubu olanı...

1999 yılında "Tamam Sustum" dediler, 2002'de "Tatlı Sert" konuştular, 2005'de "Hafif Müzik" ile yüreklere iz bıraktılar ve dediler ki: "iz bırakanlar unutulmaz". En sevdiğim şarkılarının bulunduğu albümdür "Hafif Müzik" tam meşreplik! K9, Elimde Değil, Serzenişte, Mendil, Yalnızca Ben Yüzlerce Sen, Uçları Kırık, Yok, Hafif Müzik, Yanıyor Zaman, O Şarkı, Sokaklar Tekin Değil, Ankara... Bu Ankara tam hüzün memleketi.

Tatlı Sert albümleri de o kadar çok sevildi ki, "Tatlı Sert 2" albümü de dinleyicilere sunuldu. Bu ikinci albümde mixler, alaturka versiyonlar, radio dance'lar gibi düzenlemeler yapıldı. Bakınız şarkılar bunlar: Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı, Bihaber, Evet, Ne Var, İz Bırakanlar Unutulmaz, Aşk Başlar, Isınamazsın Ağlarken,Zat-ı Ali, Ninni, Desem De İnanma, Çok Çektim, Normal Mi Sence, Tadın Kaldı, Poh Poh Perisi...

1999'da çıkış albümleri "Tamam Sustum" eminim Vega severler kadar, onlar içinde çok önemi bir noktadadır. İlk albüm, ilk profesyonel çalışma, Albümle beraber ilk konserler ve birçok ilkin temeli olmuş albümdür. Bakınız şarkıları: (Tamam) Sustum!, Alışamadım Yokluğuna, Anlatma, Vakit Varken, Oyun, Blöf, Tren, Dokunsana, Yalan, Bir Gün Mutlaka...

Kronoloji böyleydi: 1999, 2002, 2005 ve nihayet mutlu sona erdiğimiz 2017'in Eylülü... Tam 12 yılın ardından gelen tadı damağında, buharı üstünde, kokusu henüz ciğerlere yeni yeni nüfus eden "Delinin Yıldızı" artık bizimle! Hoş geldiniz... Vega'nın benim hayatımdaki yeri de eskilere dayanır. 2005'ten sonra düşülen bir boşluğun tarifi dile gelmez. Tek tesellisi ömürlük şarkıları oldu. Tekrar tekrar dinlenesi şarkılar. Gençliğimize pozitif enerji katan, olmadı hayal kırıklıklarımızı okşayan şarkılar. Bizlere sıkı bir dert ortağı olan insanlar... Sevimli çocuklar!

Delinin yıldızına yetişmiş olanlar kendilerini şanslı saysınlar çünkü bir sonrası olur mu, olmaz mı bilinmez. Biz yine her zamanki gibi sahipleniyoruz sizi, gerekirse sonsuzluktan geri... Eski sound tadını 12 yılın ardından aynı tutabilmek her yiğidin harcı değildir. Bu albümün ortalama zamanı 'Hafif Müzik"ten üç beş yıl sonrasıydı. Çok beklettiniz insafsızlar! Ama bir o kadar da mutlu ettiniz.

Vega Delinin Yıldızı Şarkı Listesi

1. Delinin Yıldızı
2. İsim-Şehir
3. Arzuhal
4. Sevgilim
5. Dertler İri Kıyım
6. Komşu Işıklar
7. Dünyacım
8. Sonunu Söyleme Bana
9. Man-yak-lar
10. Ve Tekrar

Seni özlemek güzel şey...

Livaneli 50. Yıl "Bir Kuşaktan Bir Kuşağa"

Efsaneler arasında yerini sabitleyen isimlerdendir Livaneli. Yaptıklarıyla hayatımıza bir anıt gibi dikilmiş ve her gün önünden geçerken selam verdiğimiz amcamızdır. Onu tanımlarken müzisyen, senarist, politikacı, yazar ve yönetmen gibi unvanlar kullanabiliyoruz. Onların yanı sıra abi, amca yerine göre de babalık ettiği hallerde olmuştur. Sanat hayatında geride bıraktıklarıyla, geleceğimize ışık tutmasıyla tanıyoruz.

20 Haziran 1946 yılında Konya'da doğmuştu. Tam adı, Ömer Zülfü Livanelioğlu'dur. Edebiyatta, sinemada, siyasette pek çok başarıya ulaşmıştır. Her biri için ayrı bir başlık açılabilir. Biz müzisyen yanını naçizane anlatmaya çalışalım. Birçok albümün sahibi olan Livaneli, çeşitli filmlerin müziklerine de imzasını atmıştır. 300'e yakın besteye ve 30 film müziğine hayat vermiştir. Sayfanın en aşağısında albümde yer alan şarkı/sanatçı listesi yer almaktadır.

Efsane sanatçılar için yapılan saygı albümleri, anma albümleri her zaman favori albümlerim arasında yer almıştır. Livaneli'nin sanatta 50.yılını kutlamak için yapılan bu albümde 50 şarkı (birde bonus şarkı) ve çeşitli sanatçılar yer almaktadır. Birbirlerinden çok farklı tarzlarda müzik yapan sanatçıların böyle bir çalışmada bir araya gelmesi lezzetli bir emek ortaya çıkarıyor. Diğer saygı albümlerini gölgede bırakacak gibi.

Bu tür projeler içerisinde yapılan en büyük prodüksiyon özelliğini taşıyor. Livaneli'nin 50 şarkısına yeniden yorum katan sanatçılar ve şarkıları şunlar (benim en beğendiklerim):


Hepsi birbirinden enfes bu şarkılardan "tekrar tekrar" dinlemek hissi uyandıran küçük bir sıralama yaptım. Bunların en başında gelen isim, Nazım'ın şiirini seslendiren Ceylan Ertem'dir. "Kız Çocuğu" şiirini, Fazıl Say ve Genco Erkal'ın "Nazım Oratoryosunda" dinlerken, pembe elbiseli kız çocuğunun sesinden, bir orada bu kadar etkilenmişimdir birde Ceylan'ın buğulu sesinden dinlerken... Konserlerinde bu şarkıyı istisnasız seslendirmekte olduğunu duydum.
"Hiroşima'da öleli, oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar."

Jehan Barbur... Bu sesle tanışmak bir lütuf olduğunu düşünüyorum. Sesindeki tonun hafifliği ve dinlendirici etkisi dinleyiciyi hipnotize edici düzeydedir. Livaneli'nin "Bulut mu Olsam" şarkısına yeni bir yorum kazandırmış ve nakaratıyla bizi hüzünlere doğru demir almaya sürüklemektedir. "Deniz olunmalı oğlum" sözleriyle dönemine atıf yapan Livaneli'nin bu şarkısı en iyiler arasında.
"Bulutuyla gemisiyle balığıyla yosunuyla
Bulutuyla gemisiyle deniz olunmalı oğlum"


Fazıl Say gibi bir sanatçının böyle bir projede yer alması gerçekten kalitenin ne denli yüksek olduğunu gösteren en iyi işaretlerden biri olmuş. Serenad Bağcan ile Fazıl Say'ın yolları "Nazım Oratoryosunda" kesişiyor. Bağcan çok sesli koronun kadrosunda yer alıyordu. Bu albüme baktığımızda şimdiyse karşımıza solo sesiyle çıkıyor. "Yiğidim Aslanım" diyerek. Bu şarkı bir çok sanatçının veda ve anma törenlerinde bizi hüzünlendiriyor.
Ne bir haram yedi ne cana kıydı, Ekmek kadar temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydi, Yiğidim aslanım burda yatıyor





Ahuzar müzik grubunu ilk kez bu albümle beraber duyduğumu itiraf etmek isterim. Grubun solisti Özge Öz Erdoğan "Nefesim Nefesine" şarkısını seslendiriyor. Şarkının bir çok kez başka sanatçılar tarafından seslendirildiğini biliyoruz. Fakat hepsi bir yana duruversin grup solistinin sesi kadife bir his bırakıyor içimizde, oldukça başarılı bir yorum olmuş. Grubun şimdiye kadar iki albümleri var, başarılarının devamını diliyoruz. Takipteyiz.
"Nesine yar nesine, ölürüm ben sesine
Bir daha vursa idi, nefesim nefesine "

Selda Bağcan gibi bir ustanın da albümde yer alması çok hoş olmuş. Türk halk müziğinin ve protest müziğin önde gelen isimlerinden biri olan Selda Bağcan, müzik yaşamına 1971'de başladı. 1948 Muğla doğumludur. Bu albümde "Çırak Aranıyor" şarkısını seslendirdi. Bu şarkı üzerine çok yakışmış. Sevgilerimizi gönderiyoruz.
"Sevda ne yana düşer usta, Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana, bana mı,, Düşer usta?"

Mert Fırat, Ankara Üniversitesi Tiyatro bölümü mezunu başarılı oyuncu. Bazı organizasyonlarda şarkı söylediğine rast geldik. "Bir Varmış Bir Yokmuş" filminde hem oynadı hem de şarkılarını söyledi. Şimdiye karşımıza, Livaneli'nin en bilinen şarkılarından olan " Güneş Topla Benim İçin" şarkısını seslendirmiş. Bu şarkının yeri benim için ayrıdır. Sanıyorum dinlediğim ilk Livaneli şarkılarından biri olma özelliğini taşıyor.


"Geceleri Gökyüzünden Canım

Güneş Topla Benim İçin"



Müzik dünyasına giriş yaptığı ilk günden buyana ilgiyle takip ettiğim sanatçılardan biridir. Albüm kayıtlarında sesini bu kadar net duyabildiğim için dinlerken her zaman keyif almışımdır. Eski albümleri şahane, şimdikilerse yine güzel... Farklı bir yorum olmuş "Karlı Kayın Ormanı" için ama bu şarkıyı bir kadın sesiyle dinlemek ayrı bir tat vermiş diyebiliriz herhalde.

Yedi tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümü.
Ne ölümden korkmak ayıp, ne de düşünmek ölümü.


Zuhal Olcay, 1998 yılında söylediği "Ankara'da aşık olmak zor iki gözüm" şarkısından sonra benim için farklı bir boyut kazanmıştır. Nazım Oratoryosunda da söylediği şarkılarla o boyutu genişletmiştir. Kendilerini çok severim, sayarım. "Sevdalı Başım" şarkısını da bizlere söylediği için ayrıca mutlu olduğumu söylemeliyim. Var ol.
Ah benim sevdalı başım. Ah benim şair telaşım
Ah benim sarhoşluğum. Ah çılgın yüreğim
Sus artık uslandır beni

Şevval Sam'dan herhangi bir şey dinlemek bile güzelken "Hoşçakal Kardeşim Deniz" şarkısını dinlemek ayrı bir güzel olmuş. Livaneli'nin Deniz'lere selamı var. Denizlerin bizlere söyleyecekleri var.
"Biraz daha umutluyuz! Biraz daha adam olduk.
İşte geldik gidiyoruz. Hoşçakal kardeşim deniz "

İsmini sevdiğim ve hep seveceğim gruptur Yeni Türkü! İsimlerini şair/yazar Yaşar Miraç'tan almışlardır. Yeni Türkü'nün solisti Derya Köroğlu tarzıyla benim nezdimde sağlam bir sempatiye sahiptir. Grubun dinlediğim her şarkısı hep tazedir, hep yeni, hiç eskimiyor gibi. Livaneli'den "Gözlerin" şarkısını söylediler. Kusursuz...
"Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış.
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi 
Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek.
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken"

Bunca güzel şarkıyı bizlere sunduğun için teşekkürler Livaneli! 50.sanat yılını tekrar tekrar kutlarız. Şarkıların ve bestelerin sonsuza dek bir kuşaktan diğer bir kuşağa durmaksızın yaşayacaktır. Çünkü iz bırakanlar unutulmaz Livaneli!

1.Günlerimiz - Sezen Aksu
2.Merhaba - Candan Erçetin
3.Belalım - Sıla
4.Çırak Aranıyor - Selda Bağcan
5.Gün Olur - Yaşar
6.Leylim Ley - Kardeş Türküler
7.Zor Yıllar - Funda Arar
8.Gözlerin - Yeni Türkü
9.Sevda Değil - Linet
10.Dağlara Küstüm Ali - Aynur
11.Güneş Topla Benim İçin - Mert Fırat
12.Çok Uzak - Melihat Gürses
13.Sevdiceğim - Bekir Ünlüataer
14.Bana Bir Şarkı Söyle - Tuna Velibaşoğlu (Seksendört)
15.Yalnız İnsan - Özgün
16.Sevdalım Hayat - Çocuk Kalbim Seni Söyler Korosu
17.Veda Film Müziği - Henning Schemiedt & Ulrich Maiss (Ekstra Parça)
18.Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor - Fazıl Say & Serenad Bağcan
19.Memik Oğlan - Kubat
20.Sevdalı Başım - Zuhal Olcay
21.Saat 4 Yoksun - Suavi
22.Sürgün - Aynur Aydın
23.İstanbul'u Dinliyorum - Teoman
24.Sus Söyleme - Yonca Lodi
25.Böyledir Bizim Sevdamız - Gece Yolcuları
26.Bir Yelkenlim Olsaydı - Nükhet Duru
27.Kardeşin Duymaz - Feridun Düzağaç
28.Nefesim Nefesime - Ahuzar
29.Mektup - Mehmet Erdem
30.Hoşçakal - Şevval Sam
31.Asya - Afrika - Halil Sezai
32.Bulut Mu Olsam - Jehan Barbur
33.İçimden Biri - Fırat Tanış
34.Kuşların Vurulduğu Zaman - Rojin
35.Özgürlük - Kenan Doğulu
36.Eski Tüfek (Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli) - Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu
37.Karlı Kayın Ormanı - Göksel
38.Kan Çiçekleri - Haluk Levent
39.Mayın - Cengiz Özkan
40.Atlı - Onur Akın
41.Yangın Yeri - Harun Tekin
42.Neylersin - Sevcan Orhan
43.Nurhak - Hüsnü Arkan
44.Hoşgeldin Bebek - Bulutsuzluk Özlemi
45.Kız Çocuğu - Ceylan Ertem
46.Yalnızlık - Selçuk Balcı
47.Akdeniz - Ata Demirer
48.Duvarlar - Seyfi Yerlikaya
49.Gökkuşağı - Özlem Taner
50.Merhaba (Kürtçe) - Ciwan Haco
51.Memleket Kokulu Yarim - Kardeş Türküler

Hasret Kalınan Gözlerin Rengine İstinaden

Bir varmış, bir yokmuş... Birileri varmış, birileri yok olmuş. Gidenler olmuş, Kalan yok olmuş. Çok mu geç olmuş?

"Daha dün gibi" deyişi fena bir şekilde bozguna uğratıyor zamanı, niye mi? Çünkü hissettiklerin o günle eş değerdi, şimdiyse çok farklı değil mi? Yaşam çizgisinde eğri büğrü hatlar görülebilir. Tempolu bir yaşam arzu edenler için çizgiler daima yukarı yönlüdür. Daha vasat bir yaşam dileyenler -ki, gayet zordur- ortalamanın daha altında dolaşırlar. O çizgi ki, kalp atışlarıyla denktir. Çizginin neresinden dalgalandığın mühim. Kemanı bilirsin, dört tel, dört ayrı tel, dört ayrı hayat... Birde keman yayı var, onu da bilirsin. Hangi hayatın (telin) neresinden dokunacak dersin? O yay, sihirli bir asa gibidir belki, avutur çoğunlukla. Baştan sona değişmezsin, yoktur öyle dünyalar merak etme. Daha çok çocuk avuntusu gibidir. Birkaç saatlik işte.

Can çeker, can ister, can fenadır. Ama hep kendinedir, şikayeti yoktur kimseye. Niye olsun ki? Yetmek kendine ne nefis bir ukde!

24 Eylül 96'da aynı, 8 Şubat 2015'de... Bugünde aynı ama bir farkla... Onlar yok, sen buradasın. Daha evvelinde hep birlikteydik. En azından beraberdik diyebiliyoruz. Şimdi kim nerede, kimi bekler bilinmez. Değerini biçemediğimiz bu yüzden de onlardan vazgeçtiğimiz bir gerçek midir veya ağızlarda ekşi bir tat; Yoksa ne yaptığının farkında usul ve şekilci kalıplara uyan bürokrasi miyiz? Hani soğuk ve gri duvarlı olan?

Sevenlerle oyun olmazdı. Biz sevdik, yanındayız. En genciyle, en bilginiyle. Ne eski zamanlar ne de eski tatlar, alınmıyor, koklanamıyor, tadına varılamıyor, kötü mü bu? Fazla hüzünlü. Taş plaklar gibi dönüyor düşler, çalıyor gramofonlar... Varsın çalsın her akşam hüzün uğruyor yine.

Hasret kalınan gözlerin rengine istinaden...

Not: Blogda 500.yazımızdır.

Alternatif Şarkı Listesi CD1 #NowPlaying

Müzik listenizi yenilemek istediğinizde aklınıza fazla bir alternatif gelemeyebilir. Eğer yeni dinlediğiniz şarkıların isimlerini zamanında bir kenara not etmediyseniz. Bu listede belki daha önce dinlediğiniz, belki de ilk defa dinleyeceğiniz şarkılar olabilir. Size alternatif olması için ve aynı zamanda da dinlenesi şarkıların arka planda kalmasından hoşnut olmayan biri olarak böyle birkaç şarkılık listeler yapmayı düşündüm. Her liste için aynı başlık içinde "CD" ve "Sayı" kodlaması olacaktır. Şimdi CD 1'de yer vereceğim şarkılara geçelim.

1 - Esin İris & Koray Candemir - Senin Şarkın
Koray Candemir'in ilk kez biriyle düet yaptığını öğrendiğim şarkıdır. "Aşk, sessizliğine çok büyük geliyor. Hikayeler var teninde, kaç kişi biliyor?"

2 - Eski Bando - Cumartesi
Bu grubunda ilk albümüdür. Genelde konserlerinde cover şarkılar çalınıp söylenir fakat kendi albümlerinde bütün şarkılar gruba aittir. Başarılı bulduğum coverların ardından gelen bu albüm grubun iyi yerlerde olması gerektirdiğini hissettiriyor. 

3 - Aylin Aslım - İçimde Ölen Biri Var
Rock müziğin kadın seslerinden Aylin Aslım'ı coverladığı şarkıyla dinlemek başkaca bir tat veriyor. Ahmet Kaya anısına için söylenen birçok şarkı arasından şimdilik bu şarkıyı seçiyorum. Diğer bütün şarkıların yeni tınıları enfes... "Bir Eksiği" albümünden

4 - Pera - Sensiz Ben
Arkadaş çevresinin de dinlediğini keşfetmeden önce kendime has bir şarkı olduğunu düşünüyordum. Kendim dinleyip kendim susturuyorum sandığım o günden sonra aslına Pera herkesin grubu olmayı bir nebze başarmış halde.

5 - Sufle - Köprüaltı
Duman grubunun 1999 yılında çıkan ilk stüdyo albümden sıkı bir şarkıdır. Gerçi o albüm baştan sona iyidir ama "Yalnızlık Paylaşılmaz" favorimdir. Sonraki favorim ise, adını ilk defa duyduğum Sufle'nin coverladığı Köprüaltıdır.

Eski Bando'dan Ses Geliyor

Müzik konusunda her zaman alternatif seslere, hislere ihtiyacımız vardır. Bizim için o yeni sesleri keşfetmek, fark etmek bazen tesadüfi, bazense tavsiyeyle olur. Eski Bando grubunu ise sosyal medya aracılığıyla keşfetmiş oldum. Grubun ilk albümü ve ilk klibi ise onları keşfetmemden birkaç ay öncesindedir.



Vokalde Eda Baba ve Güney Marlen olmak üzere Üner Demir, Şansal Aktaş, Volkan Coşar ve Cihan Kahvecioğlu’ndan kurulu Eski Bando'nun oluşumu 2008 yılına kadar dayanmaktadır. Konser grubu olarak devam ettikleri müzisyenlik kariyerlerine 2014'de beklenen stüdyo albümüyle somutluk kattılar. Konserlerde 45'likler ve söylemek istedikleri tüm şarkıları seslendiren grubun stüdyo albümünde tamamen kendi şarkıları yer almaktadır. 10 şarkılık sadece ve renkli bir albüm.

Röportajlarında da belirttikleri gibi özgün bir prodüksiyon dönemi yaşamak istedikleri için kendi yağlarında kavrulup, demlendikten sonra "biz geldik" dediler. Müzik dünyasının mecazi anlamda can çekiştiği dönemlerde olduğumuzu düşünüyorum. Bu yüzden üretilen yeni şarkıların aslında duygu yoksunluğu içerisinde olduğu, tüketim kültürüne hizmet eden albümler olduğunu düşünmekteyim. Yine bu sebeptendir ki albümlerde cover şarkılara yer verilir veya da tamamı cover albüm şeklinde hazırlanır. Bir yandan değerleri külçe altınlarla satın alınamaz şarkıların tekrar tekrar söylenmesi gerçekten çok hoş bir durumdur. Her yeni jenerasyon o kült şarkılarla tanışma şansını yakalıyor. Gerek orijinal halleriyle, gerekse cover halleriyle... Diğer taraftan bakıldığında ise artık içi dolu, elle tutulur şarkıların yoksunluğu sanatçıları var olanı yenileme yoluna itiyor. Bu paradoksal durumun içinden çıkmanın naçizane yollarından biri Eski Bando timsali çalışmalar olabilir mi? Tartışılır.

Müziğe artı değer katan Eski Bando'nun 10 şarkılık albümlerinde bana göre öne çıkan şarkıları: Sende Söyle (klip çekilen şarkı), Gidiyorum Ben, Sensizliğin Acısı Dudaklarımda, Cumartesi ve Unutmak Zamanı... Neredeyse albümün tüm şarkılarını yazacağım.

Grubun söz ve müziğini üstlenen Güney:
"Albümün tamamı Eski Bando’nun kendi şarkılarından oluşuyor. Albümde cover şarkı yapmadık. Belki biraz idealist yaklaştık ve tamamen kendi üretimimiz olsun, ortaya yeni bir şey koyalım istedik. İçimiz böyle daha rahat. Albümde şöyle bir bütünsüzlük var. On parçanın altısı efkarlı dans müziği diyebileceğimiz cinsten. İki parça, rock soundunda. Tabi burada keman ve trompet gibi renk sazları devreye giriyor. Onun dışında vals parçamız var. Ve  bir parça de sadece akustik gitar ve vokallerden oluşuyor. "

Grubu bir televizyon programında izlerken ister istemez politik açıdan da tanıma isteği duydum. Bunun altında yatan bilinçaltı nedenlerini bilmiyorum ama bu konudaki soruma da cevap vermişler bir röportajlarında.

Evrensel Gazetesine Berat Saymadi'ye verdikleri röportajdan alıntı.

"Gezi direnişinin herkesin hayatına önemli etkileri oldu. Siz de oradaydınız. Gözlemleriniz neler? 
Güney:  Salt müzik yaşamı olarak bakmazsak o dönemde çoğu bireyin hayatında muhtelif değişiklikler oldu. Bu toplum için çok önemli bir deneyimdi o süreç. Politikacıların yastık kavgalarında yastık olarak kullanılmaması gereken bir değerdir Gezi Parkı direnişi. Hayat durduğu için birkaç ay konserleri epey azalttık, herkes gibi. Ama tabii önemli olan kardeşlik ve empati duygusunun, hoşgörü kültürünün bireylerin vicdanında yer etmesiydi. Devletin halk için olduğunu hatırlamamız gerekiyordu. Bu süreç tüm geleneksel sorunlarımıza bir başlangıç ilacı oldu diyebiliriz."

Albüm kapaklarını Eda Baba önderliğinde tüm grup üyelerinin fikri alınarak hazırlanmış. Aslında albümün tüm mutfağında kendilerinin lezzetleri yer alıyor. Grubu yine sosyal medya ve resmi web sitesinden takip edebilirsiniz.

Facebook, Twitter, Web Sitesi, YouTube

Diskografi 
Sen de Söyle
Sarhoş Dünya
Sensizliğin Acısı Dudaklarımda
Gül Diyorlar
Gidiyorum Ben
Özlemek Zamanı
Unutma Zamanı
Merhaba
Biz Rengarengiz
Cumartesi




Gezi Parkı - Direniş (Albüm)

Tüm müzik türlerini içinde barındıran bu albümde diğer albümlerden farklı olarak "Gezi Parkı" komsepti yani "direniş" ana fikri yatıyor. Tanıdık isimler, tanıdık gruplar ve katkıda bulunan diğer Gezi Parkı destekçilerinin 27 Mayıs günü başladıkları albüm çalışmaları hızla sonuca ulaştı. İlk etapta 17 şarkının yer aldığı Gezi Parkı albümünün devam geleceğe benziyor. Katkılarından dolayı tüm müzisyen ve müzikseverlere teşekkür ediyoruz. Ayrıca 2013 yılının "En çok dinlenen" albümü olmaya aday gösteriliyor.

Duman - Eyvallah

Boğaziçi Caz Korosu - Çapulcu

Marsis - Oy Oy Recebum

Oğuzhan Uğur - Gezi Parkı


Nazan Öncel - Güya


Gezi Parkı - Tencerem Var Tavam Var Çapulcuyum Havam Var

Gezi Parkı Marşı

Hacattepe - Gezi Parkı Biçilir mi, Tomadan Su İçilir mi?

DİHLAS - Görevdeyiz

Gezi Parkı - Sık Bakalım

Gezi Parkı - Boyun Eğmeyenlerin Şarkısı 

Deniz Yılmaz - Aman Koş Panpa

Anonnymous - Revolution Song

Bulut Ali Avcı - Gezi Parkı

Müziğin Yeni Ritmi; K-POP



Müzik akan su gibidir durmaz yerinde pek. Her yeni gün yeni bir müzik çıkar piyasaya dün dinlediğin olur miladi. Gelen gideni unutur gibi gelir derken eski şarkılara özlem duyar döner bir göz atarsın. Bazen de ne eski keser seni ne yeniler. Farklı tarzlara göz kırparsın. Bende de böyle dönemlerden birindeyken ne eskisi keserken ne de yenisi yeterken bir baktım bir uzak mı uzak bir diyarda dilini anlamasam da beni heyecanlandıran bir şeyler söylenmekte birileri tarafından. Önce baktım biri güzel sonra baktım bir diğeri bir diğeri… Ardından baktım keşfedilecek bu ada oldukça geniş ve verimli.

Güney Kore’nin müziklerinden bahsediyorum bu noktada. Müziğin ritmini sözcüklerin kalitesiyle sürdüren bazen çok farklı gelse bile dinledikçe melodileri beyne kazınan yeni bir yolculuktan.

Kore müziklerini dinlemeye başladığım dönemlerde gözüme ilk çarpan şey grup olayı oldu. Bizdeki gibi değil bu gruplar, oldukça farklı sahne showlarıysa oldukça kaliteli. Hatta öyle ki sahne performanslarını al klip olarak kullan. Verdikleri konserler konser denilen kelimenin en kaliteli temsilcisi. Solo söyleyenler de var kız grupları da erkek grupları da. Eğlencesine otur eğlen şarkıları ağlamacasına ağla. Birde Türkçe altyazılarını bulup da dinlersen başka da oluyor dinlemesi bu şarkıları.

Biraz geç tanımış olsam da şunu belirtmeliyim ki k-pop oldukça geniş bir dinleyici kitlesine sahip. Bir tek ülke içinde değil tün dünyada fazla dinleyici kitlelerini bünyesinde barındıran bir topluluk. Bu topluluğun bireyleriyse ayrı bir yaratılışta. Yenilik, cesaret, değişim hepsi onlarda. Bir albümde başka diğer albümde bambaşka oluyorlar. Sanatçılar sadece çıkıp şarkı da söylemiyor sadece. Danslar desen muhteşem sanatçı hem dansını ediyor hem de şarkısını söylüyor gümbür gümbür. Bir tek bunlar da yok adamlarda piyano çalanını mı istersin kemanını mı? Şarkı sözünü kendisi yazanlar mı arasın sahnede havada uçup zıplayanlarını mı? Sadece bunlar da kesiyor adamları kimisi radyo sunuyor kimisi TV programı kimisi dizi çekiyor kimisi sunucu.



E bu kadar bahsetmişken birkaç örnek vermeden de geçilmez, özellikle en sevdiklerimden. J

Super Junior – No Other SHİNee - Hello
T-Max SS501 – Love Ya
TVXQ-Catch Me MBLAQ – İt’s war
Younha - Run SNSD – Day Day Day
F.T Island – I hope CN Blue – Title Song I am Sorry

Sabahtan Öte Müzik

   http://2.bp.blogspot.com/-uOsHws5uNsE/UUGZvXwKL2I/AAAAAAAAAHw/mkuf7DaAAak/s1600/muzik+(1).jpg

  Saat sabaha doğru uyku denen şey nerelerde bilinmez. Gidilmeyen konserlerden videolar izlenmekte. Adamlar başka memleketlerde dilleri bilinmiyor. Aradaki tek ortak nokta yürekler. Almışız elimize kahveleri oturmuşuz bilgisayarın en lüks köşesine ( Sena Dilek ilen ) dinliyoruz birer birer şarkıları. Dinlerken de gözümüzün önünden geçen klipler ve konser kayıtları. Sendekiler bana bendekiler sana paylaşım en üst safhada. Dinlenen ve sevilen müziklerde ortak olunca hani kimse değmesin keyfimize modu var biraz da üstümüzde. Bir bakıyoruz saat on iki (gece yarısı olan ) bir de baktık beş olmuş. Zaman göreceli nede olsa güzel geçince tutulmuyor saniyeler galiba.
    Garip bir şekilde bu müzik olayına takmış bulunmaktayım. Israrla aradaki mesafeler önemsiz gelmekte “Hadi gel müzik dinleyelim, bir olalım.” diyesim var herkese. Dünya’da herkesi birbirine bağlayacak tek noktanın o olduğunu düşünmekteyim bu sıralar. Ebedi ve zahmetsiz ortak bir dil. Fazlasına büyülenmiş bir halde bir ahmaktan hallice mutlu ediyor bu durum beni. Bunu müzik dinlerken beynimin büyük bir kısmını kapatarak yapıyorum. Çevremle olan tüm bağlantımı kesip tamamen müziği bedenime çekiyorum. Sonra bambaşka bir ben bir de onu izleyen başka bir ben. Kendimi bir çeşit derin düşünme yöntemini öğrenmiş gibi hissediyorum.
      Cidden bu saatte bu konunun neden aklıma geldiğini bilmediğim gerçeğiyle beraber bildiğim ve hissettiğim bir şeyin coşkunluğunu dile getirmenin mutluluğunu da yaşıyorum aynı zamanda. Düşünüyorum da tüm dünya zamanlarında belki de bize sırtını dönmeyecek olan nadir insan ürünlerinden birisi şu dinlediğimiz ses dalgaları. İnsanlığın gerçekten insanlığını kaybetmediğinin bir şekilde kanıtı. Hani şu bilimkurgu filmlerindeki gibi teknolojinin insanların arasına karışıp fazlasıyla robotlaştığı sıralarda sadece makineleşme karşıtlarının sanata olan aşkı durumundaki gibi.
      Hadi tamam bunu da geçtim. Ortak bir dil biliyorum her isyan edene karşı savunmaktayım ısrarla. İzlerken bir filmi sözleri olmayan bir müzikte ağlayıp yine aynı şekilde ıssız bir odada geçen korku filminde çıkan sesle korkudan beyazlamıyor muyuz sanki? Ne dediğini bilmesem de seviyorum hissedebildiğimi. Sabah saatlerine yaklaşırken daha bir aşkla bağlanıyorum ona ve gün ışığımı bekliyorum sıcak melodiler eşliğinde.

Şarkı Sözü Öğütleri

  
Ne kadar zaman geçerse geçsin hayatımızdan ve ne kadar insan belirip kaybolsa da her zaman bize ulaşacak efsanevi bir tılsım vardır. Bu tılsım müziktir. Sözlerini anlamasak da etkisine kapılırız, o müziği çalanı o şarkıyı söyleyeni bizimleymiş gibi hissederiz. Ona hayatımızdan bir bölüm ve kalbimizden bir oda sunarız. Hele o sözleri duymayıp bir de özümsüyorsak. O zaman gerçekten yakalarız hayatı bir ucundan. Bir şekilde yaşamı hak ederiz sebepsiz yere. Bir anda her duruma bir şarkı bulup ruh halimizi ona, onu da ruh halimize enjekte ederiz. Yeri gelince hep aynı dozda alırız şarkıları yeri gelince de farklı dozları farklı damarlardan.

      Her şeyden ötebiliyorsak bir de sözleri o bambaşka işte. Dilini bilmediğimiz şarkıların çevirilerini de bulduk mu değmeyin keyfimize. Bilerek dinlemek bir müziği sır gibidir. O sırrı ne kadar anlamaya çalışırsak o kadar açılacaktır kapılar. Ne hissedersek bir süre sonra ona ait duygular gelip bulacaktır şarkılarda bir şekilde. Her bir şarkı içinde öylesine derin anlamlar taşır ki bazen bir şarkının her kelimesinden fışkırır duygular bazen de o minicik bir kelimeden. Tüm şarkıyı o beş saniyeyi duymak için dinler gülümseriz kendimize.

      Bu sebepledir ki şarkı sözü öğütlerini dinlemeli kusursuzca. Her zaman bildiğimiz duyguları bizim bilmediğimiz bir şekilde anlatan sözcükleri ve her zaman duyduğumuz sözcükleri hiç duymadığımız bir şekilde söyleyenlerden etkilenerek seslenmeliyiz dünyaya. Şarkıları sadece dinlememeli bu sebeple. Alıp şiir okur gibi ruhlarını hissederek okumalı onları. Öyle ki kapadığımızda gözlerimizi o götürmeli bizi gerçek bizim yanımıza. Ve bir kez özgür bırakmalı zihnimizi. 


      Ardından fark edecektir ki insan ne kadar zaman geçerse geçsin ve ne kadar insan belirip kaybolsa da hayatınızda aslında her insan saklı şarkılarınızda.

Kazım Koyuncu (7 Kasım 1971 - 25 Haziran 2005)

Kendi görüşlerimden çok tırnak içindeki ifadelere yer vermek istedim. Çünkü kendini en iyi kendi cümleleriyle anlatmış üstat. Karadeniz müziğiyle rock müziğini birleştirerek ortaya kendi tarzını çıkartmış ve dünyada da ses getirmiştir. 3 Solo albümü bulunuyor ve Ümit Kıvanç'ın yönetmenliğinde 3 DVD'den oluşan "Şarkılarla Geçtim Aranızdan" adlı bir belgesele sahip.

"Ben bir müzisyenim, ondan sonra biraz Karadenizliyim, ama hepsinin ötesinde ben bir devrimciyim. Ve gerçekten doğru bildiğim bir şeyi en azından çok zorlanırsam ortaya koymaktan çekinmem"

En can alıcı sözlerinden biri de:


"Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."

Sevdiği dünyaya bir teşekkür...

Böyle önemli kişiliklerin yakın zamanda unutulup gitmeleri ne kadar üzse de sevenlerini, yapacak bir şeyin olmadığnı da görmek daha gerçekçi duruyor. Herkes unutuluyor. Bizim yaptığımız gibi ya doğarken ya da ölürken anılıyor... Fakat en sevdiğim sözlerinden biridir: "Şarkılarla geçtim aranızdan..." onun şarkılarını dinlemek, onu ölümsüzleştirmektir. Dünyaya bir çöp dahi bırakıp gitmiş olsa da, onu anmaktır ölümsüzlük. Bugün dayımın bir oğlu olmuş, devir daim dönencesi işte...

Aslıay Band & Cover

Pek değerli insan, iyi kalpli ve sempatik mimikli, hoş sesli, tatlı sohbetli… Tanışıklığımız lise yıllarının ortalarına kadar dayanır. Aynı okulda olmamıza rağmen, sınıflarımız farklıydı. Tanışma süreci içinde müzikle ilgilendiğini öğrendim. Özellikle gitar çaldığını duyunca şaşırmış ve sevinmiştim. Sadece bunu yapsa yine iyi; Söz yazıp üzerine beste yapabiliyor. Dinlenesi sesinin her tür müziğe yatkın olduğunu iddia ediyorum. Daha, kökten beğenmediğim şarkısı olmadı. Başarılı buluyorum ve ilerisi içinde (özgürlüğüne söz geçirebildiğinde) başarılı olacağından kuşkum yok. Benimde müziğe karşı ilgim olduğu için, Aslıyla çabucak iletişim kurabildim. “Aslıay” adını “Asilay “ diye okumuştum bir gün ve hepte öyle kaldı dilimde, rehberimde bile bu isimle kayıtlı. Bence sahne adı bile bu olabilir. Naçizane fikrim tabi, ama Aslıay olacak o. Liseden sonra sıkça yüz yüze görüşme şansımız olmasa da bağımız kopmadı. Her ayrılığın içinde ince bir çizgi vardır, galiba biz o çizgiye basmadan geçebilenlerden olduk, iyi ki de olduk dimi Aslı :)

Oluşturduğu bir Myspace adresinde şarkılarını paylaşıyor ve sayfanın aktifliğini koruyor. Ulaşmak için burayı ziyaret edebilirsin. Şarkıları ve tarzı üzerinde biraz yorum yapmak istiyorum. Temel enstrüman olarak akustik gitarı gösterebiliriz. Bunun yanı sıra çeşitli müzik programları eşliğinde davul ve çeşitli efektler de kullanıyor, bu sayede şarkıyı, melodi bakımından zenginleştiriyor. Yazdığı ve yorumladığı şarkılar genellikle duygusal yönü ağır basan ama anlatmak istedikleriyle gereken sertliği yakalayan bir mizaha sahip. Her şeyin sadesini sevdiğimden olsa gerek, gitar ve vokalle yaptığı kayıtlardan daha fazla haz alıyorum. Özellikle de tüm hatalarıyla gerçekleştirdiği minik konserlerini dinlemek keyif verici. Şarkı söylemeyi gerçekten seviyor, eline mikrofonda yakışıyor açıkçası. Bir gün gitar konusunda gerekli kıvama ulaşırsam, onunla sahne almak kurduğum bir hayal.

Öne çıkan kendi şarkılarından bazılarını anlatmak gerekirse; “Orta Çağ”, baştan sona dinlediğimiz arpej sesleri, başımızı hafif yana eğerek, sanki gözlerini kapattığımızda aklımıza sevginin gelmesi gibi. “Gece”, duygusuz davulları bastıran hızlı gitar ritimleri, gerilim etkisi bırakıyor üzerimizde. Melodi ağırlıklı şarkının sözleri karamsar birinin dudaklarından dökülüyor gib

“Sis”, en kısa şarkılarından biri olmasına rağmen, efektlerin en yoğun görüldüğü şarkıdır. Gırtlaktan çıkan seslerin şarkıya etkisi büyük. “Tutulma”, bir dakikadan az olan, iki şarkı arasına koyulası, “ara şarkı” denilesi halde olan şarkı fakat dinlenesi ve etkileyicidir. “Af”, gitarın en tatlı tonunu bu şarkıda dinlemek mümkün, diğerlerine nazaran ses kaydı açısından gayet iyi. Favori şarkılardan.

Gelelim cover yaptığı parçalara, ulaşmak için burayı ziyaret edebilirsin. En sevdiği sanatçılar arasında yerli olarak Aylin Aslım başı çekiyor. Hemen ardından Ceylan Ertem geliyor ve Mor ve Ötesi, Can Bonomo, Duman, Cem Adrian, Melis Danışmend, Şebnem Ferah diye devam ediyor. Yabancı şarkıcılardan tercihi ise: PJ Harvey, Tori Amos, Epica, Radio Head, Joan Jett… İlk cover kayıtlarından biri olan Aylin Aslım’ın “Aynı” adlı parçasıdır. Cem Adrian’ın “Yağmur”uyla hafif sertleşirken, Nil Karaibrahimgil’in “Libido” şarkısıyla ritmik bir sound dinliyoruz. Ceylan Ertem’in “Kızılderili Ruhu” şarkısında yaptığı cover ile benim beğenimi fazlasıyla almıştır. Kullandığı eko ve sade gitarın sesiyle, vokalin temiz olması gayet iyi. PJ Harvey’in White Chalk şarkısı, cover şarkılar arasında en hüzün dolu melodilerden birine sahip ve PJ Harvey’in de dinlemesini tavsiye ettiğim bir yapım olmuş. Davul sesleri de bir o kadar içten.

En sevdiğim yönlerinden biri de “istek” kabul etmesi. Dinlemeyi sevdiğim şarkıları bide onun yorumuyla dinlemek güzel oluyor, “acaba nasıl söyleyecek” diye bir merak oluşuyor ve çoğu kez ortaya eğlenceli sonuçlar çıkıyor. Gelecek seneler için ben umutluyum. O da öyledir… Müzik kariyeri için ve kişisel hayatı için ona başarılar diliyorum. Başarmaya devam etmeli de…

Barış Manço (2 Ocak 1943 - 1 Şubat 1999)

“Unutmak kolay demiştin. Alışırsın demiştin.” Böyle demiştin Barış Baba, ama unutamadık, sensiz geçen beyhude 13 yılın nasıl geçtiğini de anlamadık. Daha dün gibi geliyor 1 Şubat 1999 günü. Hep o günde kalmış gibiyim. Her ailenin içinde, her çocuğun kalbinde bir yerin mutlaka var.

2 Ocak 1943 yılında Rikkat Uyanık ve Hakkı Manço’nu ikinci oğulları olarak geldi dünyaya Üsküdar – Zeynep Kamil Hastanesinde. Adına Mehmet Barış koydular. İlkokula Kadıköy’de başladı, müzik hayatına ise Galatasaray Lisesinde başladı. Yüksek öğrenimini Belçika Kraliyet Akademisinde tamamladı. Müzik kariyeri boyunca yurt dışında sıkça bulundu. Orada albümler, konserler çıkardı. Çeşitli sorunlarla karşı karşıya kaldı. Birkaç kez ameliyat geçirdi, askerlik sorunu çıktı, mecburi olarak dağılan gruplarda yer aldı. Ciddi olarak çalıştığı Kurtulan Ekpress ile ödüller aldı. 90’lı yılların başında solo albümler çıkarmaya başladı ve 200’ün üzerinde bestesi ile 12 altın 1 platin müzik ödülü kazandı. Zaten gönlümüzü en başından beri kazanmıştı. Düzenlenen turnelerde çeşitli saldırılara uğramasına karşın, konser takvimini aksatmamıştı. Bir dönem Kadıköy belediye başkanlığına adaylığını koydu fakat rahatsızlığı nedeniyle çekildi. Tüm kariyeri boyunca bir sinema filminde rol aldı, “Baba Beni Eversene” ve o dönem popüler Fotoroman’da oynamaya başladı. Özel hayatında iki evlilik ve bir nişanlılık dönemi geçirdi. Son eşinden Doğukan Hazar ve Batıkan Zorbey adında iki oğlu oldu.

Türkiye’de rock müziğin öncülerinden biri oldu. Doğu ezgileriyle, batı enstrümanlarını bileğinin gücüyle harmanladı ve plakları binlerce sattı. Yaptığı müzik Psychedelic Rock olarak tanımlanıyordu. Bu tür: Blues-Rock, Progressive Rock ve Heavy Metal arasında bir köprü olarak görülüyordu. Bu türde müzik yapan dünyaca ünlü gruplarında bazıları: The Doors, The Beatles, Pink Floyd. Bu müzik türünün tanımı ise: Çoğunlukla zeki ve derin insanların müzik türü olarak kabul edilir, işlediği konular: aşk, hüzün, yalnızlık ve toplumsal olaylardır.

Televizyon ve sinema hayatında da başarıları vardır. Oynadığı tek film olarak bilinen “Baba Beni Eversene” de Mahir rolünü almıştır. Barış’ın yanı sıra Meral Zeren ve Hulusi Keritmen de rol almıştır. 1975 yapımı sinema filmini bu dönemde televizyonlarda izlemek çok güç. 1988 yılında TRT 1’de çocuk ve aileye yönelik bir eğitim kültür ve eğlence programı olarak başlayan "7'den 77'ye" adlı televizyon programı, 1998 yılında 378. kez ekrana gelerek Türk televizyonculuğunda ulaşılması zor bir rekoru kırdı. “Ekvatordan Kutuplara” isimli programında ekibiyle birlikte beş kıtada 100’den fazla değişik yöreye giderek 600.000 km’ye yakın yol kat etti. Ayrıca “4 × 21 Doludizgin” adında bir talk-show programının yapımcılığını yaptı. Ve bunlar yayınlanırken çoğumuz çocuktu. 

Dillere dolanan ve sözlerini hiç şaşırmadığımız onlarca şarkısını hala büyük bir keyifle dinlemek ve onun şarkılarını coverlayan grupların varlığını bilmek, başka bir deyişle hala bizimle yaşadığını kabul etmek inanılmaz. En son toplama albümü olan "Mançoloji" hayatımızın bir nevi Barış Manço köşesi. Onun adını almış sokak, cadde, müze... Beraberiz işte!

“Gözlerimde yaş kalbimde sızı unutmadım seni. Unutamadım, unutamadım ne olur anla beni…” diyerek sesleniyorum senin dilinle. Sen gittikten sonra adam olacak çocukların hepsi sınıfta kaldı Baba. “Bir gün göçtün gittin, inanamadık!” İnanamadık Barış Baba. Dudağımızdaki türküler hala seni söyler hala seni çağırır. Şuan doğmuş yeni bir bebek bile müzik dinlemeye başladığında eminim seni duyacaktır. Yarım bıraktığın hayatının, müzik kariyerinin ilk 40 yılını kitap haline getirecektin, o ilk kırk yıl için yaptığın besteye söz yazacaktın, daha nice çocuğu adam edecektin, ama… 1 Şubat 1999 gecesi gelen kalp krizi… O anlarda, elini kalbine dokundurduğun o anlarda, bizlerin de kalbine dokundun ve içinde bir burukluk bıraktın. Her yılın Şubat 1’inde değil Baba; Her günün bir saniyesi akıllardasın. Bunu milyonlarca insan yapıyor-sa sen hep hayattasın! Nur içinde yat… (Kanlıca - Mihrimah Sultan Mezarlığı)

Barış Baba’dan;

“Ayrıca sanatçı olduğumu da iddia etmiyorum. Ben öldükten sonra torunlarım ansiklopedilerde Barış Manço'yu "sanatçı" diye okurlarsa, galiba sanatçı olduğum da tescil edilmiş olacak. Geleceğe ne bıraktığınız önemli. Yoksa insan yaşarken kendi kendine "Ben sanatçıyım" dememeli.”
“İnsanın öğrenmesi gereken ilk dil tatlı dildir.”

“Şam ipeğinden burma giysen bile. Zemzem suyuyla yıkansan bile. Dünya ahret bir keyif sürmek için. Mutlak dökmeli helal alın teri.”

“Taş üstüne taş koya koya, yarattığın dünyanın çöktüğünü görmek bir yana birde altında kalmak var ya!”

“Topraktan geldi insan, yine toprağa dönecek iki lokma ekmek için ömür boyu dövüşecek.”

“Her yeni doğan bebek yeni bir dünya demek”

“Yıllardır sürüp giden bir pay alma çabası, topu topu bir dilim kuru ekmek kavgası… Bazen durur bakarım bu ibret tablosuna. Kimi tatlı peşinde kimininse tuzu yok.”

Ses Bir Ki Üç - 09.10.2011

Aylin Aslım'ın sunuculuğunu yaptığı Ses Bir Ki Üç muhabbet ve performans programının bu haftaki konukları Peyk ve Mor ve Ötesi gruplarıydı. Her hafta pazar günü Habertürk ekranlarında yayınlanan bu güzelim programı izlemek keyifli oluyor. Ön sahnede Peyk'i izledikten sonra ana sahnede Mor ve Ötesi canlı performanslarını sergiledi.

Peyk grubunun üyeleri: İrfan Alış (vokal), Serdal Ersoy (gitar), Ertan Çalışkan (davul), Özgür Ulusoy (keman-klavye), Barış Tokgöz (bas). Grubun ilk albümü 2006 yılında "Suluşaka" ikinci ve son albümü 25 Şubat 2011'de "İçimdeki İz" adıyla kaydetti. Albüm Serdar Öztop'un da payı bulunmaktadır. Şarkı sözleri sıradan değil, ilginç şarkı isimleri var, bazıları: Gamsız Öküz, Dol Gözüm Dol, İçimdeki İz, Acının Şarkısı gibi.

Mor ve Ötesi zaten kendini kanıtlamış ve başarılı bir grup. Program boyunca dört kişilik grup, yaklaşık 6 canlı performans sergiledi bir tanesi İngilizce olarak okundu. Grup üyelerini gözden geçirelim: Harun Tekin (vokal-gitar), Kerem Kabadayı (Davul), Kerem Özyeğen (gitar/vokal), Burak Güven (bas-vokal). Sevdiğim, dinlediğim bir grup, geçmişe göre oldukça değişim göstermiş 13 senelik müzik kariyerlerinde birçok konser yapıp, albüm çıkarmışlardır. Son albümleri 2010 yılında "Masumiyetin Ziyan Olmaz" adını taşıyor.

Aslında Aylin'in sunuculuğunu yaptığı tüm programlar aynı geçiyor, keyifli ve bol müzikle biraz kısa ama... Böyle biraz çekimser, utangaç duruşu, sade makyajı ve tatlı ses tonuyla hatta saç sitili de çok hoş, her hafta onu izlemekten büyük zevk alıyorum, keza bu tür programlar yok denecek kadar az. Birileri böyle bir program yapmalıydı. Sayısı daha da arttırılmalı da...Haftaya görüşürüz o zaman? Bu arada yakın zamanda programa Melis Danişmend'de katılabilirmiş.



Teoman'ın Mektubuna Cevap;

Bana Teoman'ın tanımını yapabilecek olan var mı? Ben bir tanım yapmaya çalışayım o zaman; Öncelikle o bir müzisyen, sanatçı, söz yazarı... Kurduğu cümlelerin tadı kulaklarda kalır hep, söylemek istediklerini dolaylamadan direk söyler o. Kişisel hayatı, beni ve bizi ilgilendirmez fakat müzik adına yaptıkları azımsanamaz. Ses tonu, hep pürüzlüydü ve bu dinleyenlerine (bana da) büyük haz verirdi. Artık şarkı söylemeyeceğini bilmek, çok ama çok üzücü...
Merhaba Teoman Abi;
Şu tanımını "Sanatçı denilen yaratık, dünyayla çözemediği bir sorununu başkalarına saçma gelecek bir işi çok önemseyerek halletme yoluna giden kişidir. Benim durumumda gitar çalmak, şarkı söylemek vs. oluyor bu saçma iş." beğenmediğimi dile getirmekle başlıyorum cevaplara. Nedeni: Dünyayla sorunu olan bir ton insan var ve bunların hepsi birçok saçmalığa imza atan insanlardan oluşuyor. Bu insanların yaptığı saçmalıkların hepsine "sanat" mı demiş oluyoruz? Ve müzik yapmayı "saçma bir iş" olarak da belirtmen hoşuma gitmedi Teoman Abi. Ve şarkı sözü yazman bize saçma gelmiyor.
Kişiliği korumaya çalıştığın gerçeğini, medyadan takip ettiğim kadarıyla onaylayabilirim. Neysen o oldun hep. Olması gerekende bu değil midir? İçinden geleni yapan kimselerdensin. "Şu insan iyi biri" diyebiliyoruz ama onun gerçekten iyi olup olmadığını anlamak zaman alıyor, yada hiç öğrenemiyoruz. Kendi içinde yaşadığın bir çelişki olabilir "ben iyi biri miyim, değil miyim?" ama bunu ben dahil herkes en az bir kere yapmıştır. Sonuca varamasa da...
Hayallerin seni tatmin etmiyorsa sanırım hayal ettiğinden daha fazlasını yaptığın içindir. Kurduğun hayala ulaşamadığında, daha da acıkır insan ve başarmak için daha da çalışır; sonunda başarır ve tatminlik duygusu biter. Seninki de bu hesap olabilir mi?
Biz sağdık dinleyicilerin olarak, müziği ve bizi bırakmanı hiç istemeyiz. Fakat şu da var; Eğer eski Teoman gibi kalacağını düşünemiyor isen,  tahtı en yukarıdayken bırakmak yiğit işidir. Biz, üzülürüz ama geride bıraktıklarına tatmin olmasını biliriz.
İçimde hep bir "geri dönüş" umudu taşıyacağım. O gün geldiğinde ise yanında bile olabilirim. Şu kısacık yaşantımda sadece bir kez konserine gelebildiğim için üzgünüm. Bu bir veda değil, biliyorum... Yeni bir doğuş hikayesi belkide? Belkide gerçek Teoman'ın doğum günü olacak son konserin. Daha çok şey demek istiyorum da hepsi laf kalabalığından başka bir şey olmayacağı için kısa kesiyorum şuraları;
Seni dinlemek güzeldi ve hep güzel olacak.

Ben Bağımlıyım

    İnsan, denemeden, yaşamadan anlamaz verilen öğütlerle doğruyu yanlışı. İçinde hep bir deneme isteği vardır. Ve doğuştan gelen aşırı özgüvenleri... Bağımlı olmak, elde olmayan sebeplerden dolayı gelmez insanın başına. Her insanda olan hislerde ve iradelerde saklanır bağımlılık arzusu... Bağımlılığı bir "arzu olarak adledebilirim; aşırı istek söz konusudur. Kişinin kendine yapabileceği en kötü davranışlardan biridir maddesel ve manevi bağımlılık. İkiside sonucunu "kısa sürede" belli etmez. Aslında birer bağımlı olmaya başlamışızdır fakat farkında değilizdir. Sonuç olarak kendimizi güçlü hissetmemizi sağlayabilen bir durumdur, bağımlı olmaya başladığımız halde, bağımlı değilim diyebilmek. Bu, kişinin kendini kandırma dönemine girer; "Ben bağımlı değilim" düşüncesi baskındır.
    
     Bağımlı olunan şey çeşitlilik gösterebilir. Kimi zaman bir sevgili, bir sigara, alkol, uyuşturucu, dizi-film, internet, oyun, kumar, marka yada seks bağımlılığı... Bağımlılığın her hali kişeye zarar verir. Yararlı olmasada,  zararlı bağımlılıkları çürütmek adına edinilmiş "alternatif bağımlılık" kavramı vardır. (Birazdan açıklamasını yapacağım.) Aşırıya kaçan tüm davranışlar bağımlılık olarak adlandırılamaz ve bağımlılık, irade kaybı değildir. Beyin, bağımlısı olduğu özneyi-nesneyi reddetse bile, sözünü dinlemeyen vücudun, organların ve ruhun kendi başını yönetmeye başlar. Kontrolünü kaybetmek, kendine sahip çıkamama durumu, beklentilerini artık karşılayamadığın anlarda saldırganlaşmak, gizlenmek, kendinden kaçmak ve kendine küsmek, seni dünyadaki vasfından alıkoymak, gereksizmişsin hissine kapılmak, sevilmeme korkusunun doğması, koca bir boşluğun içine düşmek bağımlılık sürecinin belirgin tepkileridir...
    
     Alternatif bağımlılık kavramı, mevcut bağımlılığınızı azaltarak, sıfır noktasına getirmek için beyine nüfus ettirilen mütevazi alışkanlıktır. Unutma olasılığımızın olmadığını düşünüyorum. Hafızamızın bir hücresinde, hatırlanmaya mahküm edilmiş haldedir, atlatılmış bağımlılık hissi. Mevcut olan zararlı bağımsızlığımızı atlatmamıza yardımcı alternatif bağımlılıklar olarak: müzik, spor, fotoğrafçılık, el sanatları, bağımlı kişinin özel yetenekleri vs. gibi hobileri örnek gösterebilirim. Kişi bu eylemleri kendini avundurmak için yaptığında, zamanla yeni bir alışkanlık edinecek ve önceki alışkanlıklarından bir nebze de olsa vazgeçmek isteyecek. Sadece sosyal aktivitelerle olacak iş değildir elbette. Tıbbi destekle birlikte yapılacak olan bu faaliyetlerin uzun vadede bir sonuca varacağı kanaatindeyim. Kısa zamanda eski bedensel ve ruhsal sağlığına kavuşmasını beklemek hayalcilik olur. Kişinin dış dünysası, yaşadığı çevre, aile ve arkadaşlık ortamı önemli faktörler olmayı hep sürdürecektir. Savunmaya çalıştığım bu fikrin tam tersi halini de gözönünde bulundurmak gerekirse; Herşeyin güzel gittiğini sandığımız bir gün, elde olan mutluluk yeterli gelmemeye başlar, ve eski ihtiyacın olan madde yada manevi bağımlılığa geri dönme ihtiyacı duyabilirsin. Doğaldır... Avunan kişi avunduğunu biliyorsa eylem başarısız olmuştur, başa dönülür, adımlar yinelenir. İrade burada devreye girmektedir. Kendini kontrol etmek, istediğini başarmak ve hedefe ulaşmak. Varılması kolay bir yol olmadığını bende biliyorum... Çünkü "Avunmak zor"
    
     İnsan neden bağımlı olur? Çok sevdiği arkadaşı tarafından davet edilerek mi? Yoksa zorbalıkla mı bağımlı olunur? Kendi kendine bağımlı olabilir mi insan? Dünyada genel olarak görülen bağımlılığa ilk adım "arkadaş ortamlarında" meydana gelmekte. Önce nazik bir davet gelir en sevdiğin arkadaşından, kıramazsın kabul edersin. Evde anneden, babadan, ağabeyden görürsün. Bu seni iyice tetikler. Deneme-Alışma sürecinden başarılı bir şekilde terfi etmişsindir. Adet yerine paket/kutu/yüksek doz almaya başlarsın. Seni mutlu ettiğini düşünürsün, bunu fiziksel olarakta hissedebilirsin. Özgüvenin, kendine olan saygın, popülerliğin iki katına çıktığını sanmakla meşgulsündür... Yanılmalar boy göstermek için sahnededir. Trajikomik olan: Nikotin bağımlısı bir doktor sigaranın zararlarını yakından bildiği ve sigaranın sağlığa zararlı olduğunu düşündüğü halde sigara içme arzusuna yenik düşebilir. Bu durumda; Arkadaşının istediğini kabul eden ergen birey mi? yoksa bilgili, deneyimli ve olayın içinde yaşayan doktorun halimi açıklanmaya müsaittir?
    
     Bağımlılık bilimsel olarakta incelenir. Nörolojik bulgulardan yararlanılarak kişinin ruhi ve bedeni davranışları gözlenerek ortaya çıkartılan neden-sonuç ilişkisi çerçevesinde insan üzerindeki etkisi, bağımlılığın ne derece ileri düzeyde olduğu saptanabilir. Çeşitli tedavi merkezleri vardır. Fakat kişi kendini bağımlı olarak görmediği için, tedavi olmayı rededebilir. Bu tür durumlarda hasta olan kişiyi, tedavisini olması için zorlamak yersizdir. Kendi isteğiyle tedavi olmaya karar vermesini beklemek doğru olmaz. Ortak paydada buluşulması gerekmektedir. Dünyada gençlerin (+15) madde kullanımı daha yaygındır. Bağımlı olma aşamasına denk gelen eğitim dönemlerinde, onlara yardımcı olmak bilinçlendirmek amacıyla, çeşitli kurumlar tarafından okullara seminerler düzenlenmektedir. Gençlerin, bilinçlenmesine yardımcı olan bu etkinklik faydalı olmakla birlikte, bilinçlenen gençlerin madde bağımlılığının zararlarını beyinlerine zımbalamış olmaları hedefi yerine ulaşmaktadır. Keza gençlerin büyük bir oranını etkilemektedir. Gençler diyoruz... Daha doğruyu yanlışı yeni yeni ayırt etmekle meşgale gençlikten... Onların en büyük eğitmenleri şuan kendileri olmamalı. Denemeden öğrenmeli, bitirmeden kendini uzaklaşmalı bu hastalığın pençesinden.
    
     En nihayetinde bağımlılık yaşanması zorunlu bir hadise değil, tedavi edilmesi mümkün bir hastalıktır.