-->

Come as You Are/Olduğun Gibi Gel Filmi Eleştirisi

   Filmimiz 4 Eylül 2011 tarihinde vizyona giren komedi ve dram türlerindeki Belçika yapımı filmdir. Filmin yönetmen koltuğunda Geoffrey Enthoven oturuyor. Filmin senarist koltuğunu ise Pierre De Clercq, Mariano Vanhoof ve Asta Philpot paylaşıyor. Filmin baş rollerin de ise Gilles De Schryver, Robrecht Vanden Thoren, Isabelle de Hertogh, Tom Audenaert, Veerle Baetens, Katelijne Verbeke, Marilou Mermans ve Karlijn Sileghem yer almakta. Filmin İmdb puanı ise 7,4’dür. Film gerçek bir hikayeden yola çıkmaktadır.

   Filmin orijinal adı Hasta la Vista (Hoşcakal) ’dır. Filmin 2016 Hollanda yapımı hali de mevcuttur. Türkiye’de 31. İstanbul Film Festivali’nde Antidepresan bölümünde gösterilmiştir. Film birçok ödül almış ve ödüle aday gösterilmiştir.

• 2012 yılında En İyi Film dalında Avrupa Film ödülünü aldı.

• Uluslararası Valladolid Film festivalinde En İyi Film ödülü olan Altın Parıltı ve Gençlik Jüri ödülünü kazanmıştır.

• Alpe d'Huez Film festivalinde the Prix de publique Europe ödülünü kazanmıştır.

• Uluslararası Montreal Film Festivalinde Grand Prix des Amériques ödülünü aldı. Ayrıca bu festivalde Halkın Seçimi Ödülü’nü ve Ecumenical Jüri tarafından verilen ödül almıştır.

   Spoiler vermeden en kısaca filmin konusunu özetlemek gerekirse film 1 sakat, 1 felçli ve 1’de kör 3 erkek arkadaşın bakire ölmemek için Belçika’dan İspanya’da ki engelliler için hizmet veren lüks bir geneleve seyahatini anlatmaktadır. Filmi konusu itibari ile içinde +18 sahnelerin olacağını düşünene bireyleri için söyleyeyim, her hangi bir +18 sahne filmde yer almamaktadır. Can Dostum filmi gibi hem komedi hem de dram yönü olan bir film. Hatta biraz daha Can Dostum’dan dram yönü ağır denebilir. Yukarıda da bahsettiğim gibi film gerçek bir hikâyeye dayanmaktadır. Ve olay 2007 yılında gerçekleşmiş ve yolculuğu gerçekleştiren engellilerden biri hiçbir engelli bakir ölmemeli diyerek bu işe girmiş ve başarısı sonucu film ortaya çıkmıştır.

   Oyunculuklar hakkında konuşmak gerekirse; özellikle 3 ana oyuncu;
Robrecht Vanden Thoren, Gilles De Schrijver ve Tom Audenaert, ek olarak Claude rolünde ki Isabelle de Hertogh’ün oyunculukları gayet başarılı. Filmin en önemli olumlu tarafı ise; konu itibari ile çok dillendirilmeyen bir konuyu ele alması ve ele alırken özellikle de dram ve komedi dengesini iyi kurması. Filmin müzikleri de çok güzel. Film hakkında yapılabilecek en olumsuz özellik ise Claude ile karşılaştıktan sonra Philip ve Lars karakterlerinin cinsiyetçi ve dış görünüş ile ilgili tavırlarının çok abartılı olması ve belli bir noktadan sonra özellikle de Philip karakterinin insanı bayması.

   Kısaca özetlemek gerekirse; oyunculukları ile, müzikleri ile, ele aldığı konu ve konuyu işleyiş biçimi ile yer yer temposu düşse de izlenebilecek güzel bir film olmuş.

Tüm sinema severlere iyi seyirler...


İftarlık Gazoz (2016) - Neler Öğretti?

"1970’ler Türkiye’sinin barış ve huzur dolu Ege kasabalarından birinde..." diye başlıyor filmin hikayesi Yaşayanlar anımsıyor, okuyanlar canlandırıyor o günü zihinlerinde. Ege deyince (ege filmi) Yüksel Aksu'nun da akla gelmesi kaçınılmaz oluyor nitekim. Dondurmam Gaymak (2006), Entelköy Efeköy'e Karşı (2011) filmlerinin de yönetmenliğini ve senaristliğin Aksu yapmıştı. "İftarlık Gazoz" bu filmlerin üzerine çıkan üçüncü ege filmi olarak kayıtlara geçiyor. Egenin kendine has şivesi, ağzı; Muğla'nın tercih sebebi olması, doğal güzelliği güzel bir bütünlüğün oluşumuna eşlik ediyorlar. Filmin adı oldukça merak uyandırıcı görünüyor, senede 70'leri gösterince gazozun değeri anlaşılıyor. İftarların yeri apayrı değerlendirilmeye alınabiliyor. İftar ve iftarı oluşturan elementler... Ramazan ayının büyüsü, ruhu; İnancın mütevaziliği, şahsa ait olması, saflığı... 70'ler işte okuduğumuz, duyduğumuz kadar güzel.

Filmin temelinde 5.sınıfı başarıyla bitiren Adem'in hikayesi yer alıyor. Bu hikayenin yan konularına fazlasıyla değinmek gerekecek. Adem karakterini Berat Efe Parlar başarıyla ayağa kaldırmış, yüklenmiş ve filmin sonuna kadar taşımış görünüyor. Başrol onun! Filmde Cem Yılmaz faktörü ölçülü bir tarifle hazırlanan fındıklı kek gibi, çayın yanında çok iyi gidiyor. Dünya Barış gününde çekimlerine başlanan filmin Cibar Kemal karakterine, (namı diğer gazozcu Kemal amcasına) Cem Yılmaz hareketlilik katarken, ilk ege şiveli oyunculuk deneyimi olduğunu da köşeye bir yere not edelim.

Ana konuya en yakın yan konu olarak ramazan ayında orucun çocuklara farz olup olmadığı üzerine yapılan tartışmanın arasından sıyrılan Adem'in herkesten gizlice oruç tutmasıdır. Bir tarafta cami hocasından aldığı dersler, ailesinin Adem üzerinde tutumu ve Adem'in Berna'ya olan ilgisi... Ayrıca Berna'nın da oruç tutacak olması. Kafası karışık olan ve 5.sınıfı başarıyla bitirmiş olan Adem'in oruç tuttuğu ve bitmek bilmeyen o zorlu günü gerçek zamanla eş değer gibiydi.

Köy yerinde toprak ağasının oğlu olmak, şehirde plazalarda müdür olmaya benzemese gerek ki, tarlada çalışan işçileri örgütlemek isteyen bir ağa çocuğuyla karşı karşıya kalmaktayız. Babası tarafından anarşik olarak nitelendirilen Hasan'ın konusu biraz üstün körü geçilse de, Adem'in geleceğini etkileyen bir karakterdir. Keşke biraz da Hasan'ın hayatına misafir olabilseydik.

Dünyanın süregelen sorunu olarak bilinen kapitalizminde etkisi biraz sönük kalmış olabilir. Şırıngayla damardan girip kan almadan çıkartmak gibi kalmış. Ki bu filmin yan konularından biridir. Küçük esnafın el yapımı gazozuna karşılık "coca cola" (yazıldığı gibi okunur) ürününün ambargosu bir parça gösterilmektedir.

Film bir temel ve birkaç alt başlığı ile başarılı bir bütüne dönüşürken, fonda çalan şarkılarıyla, görüntü yönetimiyle, bazı sahnelerdeki animasyonlarıyla yemeğin baharat kısmını da tamamlamış görünüyor. Animasyonlu sahnelere istinaden La Fontaine (La Fonten) Masallarına da göndermeler mevcuttur. Çok çalışan karıncayla, yazları bağlama çalan böceğin diyalogları incelendiğinde La Fonten'in masallarında anlatılan hikayelerden çıkarılması gereken derslerde bir takım yanlışlar bulmak mümkün hale geliyor. Eleştirel bakış açısıyla ve dil bilim kuramları çerçevesinde incelenen masallarda kullanılan ögeler, dil, karakterler, mekan analizleri belli kalıplara sıkıştırılmıştır.

Ağustos böceğinin çaldığı bağlama ile daha verimli çalıştığını söyleyen Karınca'nın serzenişi onu ve ailesini (diğer karıncaları) dünyaya yanlış tanıtmasından yanadır. İlkel kominal toplumlarda görev paylaşımı olduğunu hatırlarsak, Ağustos böceğinin görevininde bağlama çalmak olduğunu ve bunun tembellik değil de, bir sanat olarak anlatılabilmesi mümkün olduğunun altını çiziyorlar. Tartışma "kime göre, neye göre" sorusuyla boyut değiştirebilir. La Fonten masallarında haklı mı, değil mi? Tekrar okumamız gerekebilir. Bu sefer bir çocuk aklıyla değilde, eleştirel okur olarak.

Güzel bir dönem filmi için izlenesi film olmuş. İyi seyirler.

Kara Bela Film Eleştirisi

   Filmimiz 18 Eylül 2015 tarihinde vizyona giren komedi türündeki Türk yapımı filmdir. Filmin yönetmen ve senarist koltuğunda Leyla ile Mecnun, Ben de Özledim dizilerinin senaristi ve Bana Masal Anlatma filminin senaristi ve yönetmeni olan Burak Aksak oturuyor. Filmin baş rollerin de ise Şimbilli Erdal Bakkal ile hafızalarımızda yer edinen Cengiz Bozkurt yer alıyor. İlk filmde Behzat Ç’nin Harun’u Fatir Artman’ın yerine bu sefer Behzat Ç’nin Eda’sı Seda Bakan kadroya dahil edilmiş. Ulan İstanbul’da ki çıkışı ile son gaz devam eden Erkan Koçak Köstendil’de kadroya dahil olmuş. Metonya Kralı olarak tanıdığımız İştar Göksever’de bu filmde yer alıyor. Genel olarak ilk filmin kadrosunda yer alan Tarık Ünlüoğlu, Erdal Tosun, Cihan Ercan, Berat Yenilmez, Sadi Celil Cengiz bu filmde de yer almakta. Ayrıca filme Hasibe Eren, Zihni Gökay ve Zerrin Sümer’de konuk olarak katılmışlar. Filmin İmdb puanı ise 8,6’dır. Film çekimleri Adana, Antep ve İstanbul’da gerçekleşmiştir.

   Herkesin bildiği üzere televizyon dünyasının efsane dizilerinden Leyla ile Mecnun siyasi sebepler yüzünden bitirilmişti. Bunun akabinde ekip Ben de Özledim ile devam etse de tutunamamış ve 13 bölümde çekimleri bitmişti. Arkasından Bana Masal Anlatma filmi ile sinemaya adım atan at kafası yoluna son hız beyazperde de devam ediyor. Bu at kafasını hafızlar özlemişiz. 18 Eylül’ü bekledik sevgili yolu bekler gibi. O yüzden pek objektif olamayacağım değerlendirirken.

   Filmin girdiği şu haftalarda Leyla ile Mecnun severler sosyal medyada #LeylaileMecnunYeniden hastagi ile sosyal medyayı ele geçirdiler. Twitter, facebook ve diğer tüm sosyal paylaşım ağlarını Leyla ile Mecnun severler tarafından kitlendi. Yani efsane olmak 2 yıl geçtikten sonra ülke gündeminde saatlerce kalabilmekti. Trt nasıl bir diziyi kaldırdığının farkında mısın? Diye sorası geliyor insanın. Gönül ister ki yersiz bitirilen tüm efsaneler yeniden başlasın lakin ülkenin politik gerçeği ve kapitalizmin canavarı reyting koşulları buna pek imkân sağlayacak gibi durmuyor.

   Böyle bir girizgah yaptıktan sonra oyunculuklar ile devam edersek; Erkan Koçak Köstendil ve Seda Bakan ellerinden gelen performansı göstermişler. Güzelde oynamışlar lakin bir noktada filme sıcaklık katamamışlar. Berat Yenilmez Amerikan şerifi minvalinde güldüren bir zabıta olmuş. Rolünü hakkı ile kesmiş. Bkm filmlerinin bonusu Erdal Tosun fiilmde yeterli süre alamaması üzdü beni çünkü ilk filmde çok hoş bir performans sergilemişti. Yetersiz süre deyince Sadi Celil Cengiz onun da sahnesi azdı ama oynadığı süreyi gayet iyi değerlendirdi. Bu adamın üstüne daha fazla gidilmeli. Tarık Ünlüoğlu ve İştar Göksever performansları ile gayet hoşlar. Hasibe Eren az ama öz performansı ile bence filmin jokeri. Gayet olumlu idi performansı. Cengiz Bozkurt methiyeler düzülmeli performansına. Bu adam Burak Aksak ile beraber çoşuyor. Burak Aksak’ta ona boşuna güvenmiyor çünkü filmin tüm omurgasını Cengiz Bozkurt’un oynayacağı karaktere yıkmış durumda. Cengiz Bozkurt ise mimikleri, jestleri ve tonlamaları ile bu güvenin hakkını fazlası ile vermiş. Şimdi bence gelelim filmin en iyisine Cihan Ercan, Leyla ile Mecnun arkasından Bende Özledim artarak giden performansına burada zirveye çıkıyor. Karamsar intihar meyillisi âşık rolünü yaşıyor saf ve şaşkın nidaları ile güldürü ögesi Cihan Ercan’ın canlandırdığı Efkan karakterinde toplanıyor.

   Şimdi filmimizin olumsuz yönlerinden bahsedeceğim; ilk film daha sıcak ve daha samimi idi. Bunda ilk filmin bir mahalle filmi olmasından mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama bu film sıcaklık ve samimiyet konusunda biraz sorunlu. Giriş sürecini oldukça zorlama buldum. Dramatik yapının oturtulmasındaki tökezlemeleri araya serpiştirilmiş espriler bile kurtaramıyor. Senaryoda öyle bir dram-komedi geçişleri var ki film adeta 4-5 defa bitip yeniden başlıyor. Kudret'in yol macerasının başladığı bölümden sonra hikaye ancak toparlanıyor. Burak Aksak’ın diğer işlerini düşündüğümüz zaman daha az yoğunlukta ince göndermeler bulunmakta. Klişeler ile dalga geçerken klişeye batma olayı, örneğin; palyaço karakteri çok klişe idi ve olmasa daha iyiydi.

   Şimdi geçelim filmimizin olumlu yönlerine; Kamu spotu gibi bazı şeylere yapılan komik göndermelerle ve özellikle de sadece Leyla ile Mecnun hayranlarının görebileceği özel sahneler de hem gülüyorsunuz hem duygulanıyorsunuz. Leyla ile Mecnun dizisine yapılan göndermeler; “O gemi bir gün gelecek!” gibi gibi, spoiler vermeyelim. Burak Aksak, bir kez daha o Leyla ile Mecnun’un tadını veren ama bu sefer Bana Masal Anlatma ile kıyasladığımız da sinemasal kaliteye de özen gösteren şahane bir yol filmiyle karşımızda. Hatta sinemasal kalitesi açısından önceki filmi Bana Masal Anlatma'nın da bir tık yukarısında. Bu arada Cengiz Bozkurt’un hayat verdiği Kudret karakterinin striptiz sahnesi efsane, kült olabilir.

   Kısaca toparlamak gerekirse efendim; Burak Aksak dediğimiz arkadaş kafasına koymuş bizi güldürecek güldürürken de “O gemi bir gün gelecek!” yazısını gözümüze sokup duygusallaştıracak. Film eksikleri ile gedikleri ile izlenmesi gereken bir film. Ben filmi izlerken epey güldüm. Salonu gözlemlediğim kadarı ile gelen seyirci hoş ayrıldı, umarım Aksak gibi değerli işler çıkaran kişilerin gişesi daha bol olur. Gidiniz, izleyiniz, gülünüz ve içinizde ki at kafası özlemini bir miktar olsun giderin.

Tüm sinema severlere iyi seyirler…




Not: Bana Masal Anlatma Filmi Eleştirisi'ne BURADAN ulaşabilirsiniz...

Always Only You Filmi Eleştirisi

   Orjinal ismi "o-jik geu-dae-man" olan İngilizce ismi ise "Always, Only You" olan filmimiz 2011 yılı Dram-Aşk ve Romantizm türlerinde ki Güney Kore yapımı filmdir. Filmin yönetmenliğini Il-gon Song yaparken, filmin senaristliğini Hong-jin No yapıyor. Filmin baş rollerinde ise So Ji-seob, Han Hyo-Joo, Jin Goo, Cheol-min Park ve Kang Shin-il yer alıyor. Filmin İmdb puanı ise 7,8'tir. Birde Sadece Sen ismi ile filmin Türkçe çakması bulunmaktadır. Filmin çakması olan Türk filmi kesinlikle beğenmediğim ve tavsiye etmediğim bir yapımdır.

   Filmin olumlu yanları ve oyuncuların performansını kısaca incelersek; Koreli oyuncuların rol kabiliyetine diyecek yok. Oyuncular rollerinin hakkını fazlası ile vermiş. Özellikle de So Ji Sub. Bilhassa dövüş sahneleri oldukça başarılıydı. Çok fazla soru işareti bırakmadan her şeyi net bir şekilde anlatıyordu. Kullanılan müzikler de oldukça başarılı seçilmişlerdi. Kör rolünü çok başarılı oynamış Han Hyo-Joo, yer yer falso verse de. Bir de ağlama sahnesinde gayet başarılı idi değinmeden geçemeyeceğim.

   Filmin aksayan yanlarını kısaca incelersek; Hikayesi oldukça basit bir film. Filmi izlerken yer yer bana eski Türk filmlerini hatırlattı durdu. Aşk ve dram olması sebebi ile zaten sıkıcı olan film senaryosu da basit olunca hiç izlenmiyor. Tabi benim gibi aşk ve dram filmlerini sevmiyorsanız. Ama ağlamak isteyen, sulu gözlü arkadaşlara ve dram-romantizm sevenlere kesinlikle tavsiye ederim. Bu film o arkadaşlar için doğru seçim olur. Bazı abartılı sahneler ve mantık hataları göze batıyor ve rahatsız ediyor.

   Kısaca toparlamak gerekirse güzel oyunculuklar ve işini bilen bir yönetmenin sıcak bir filmi. Lakin filmimizin senaryosu klasik ve basit. Kötü bir senaryoyu oyunculuk ve yönetmen kurtarabiliyor mu? Bu cevap size kalmış. Benim açımdan kurtaramadı.

Tüm sinema severlere iyi seyirler...


Gothika Film Eleştirisi


  Film 21 Kasım 2003 yılında vizyona giren Mathieu Kassovitz'in yönettiği, Sebastian Gutierrez senaryosunu yazdığı korku, gerilim ve fantastik türlerindeki ABD yapımı filmdir. Başrollerinde ise Halle Berry, Robert Downey Jr, Charles S. Dutton, John Carroll Lynch, Bernard Hill ve Penélope Cruz yer alıyor. Filmin İmdb puanı ise 5,8’tir.

   Film 2004 yılında Teen Choice Awards ödüllerinde En İyi Kadın Oyuncu dalında Halle Berry ile ödülün sahibi oluyor. Bunun yanı sıra 2004 yılında 5 farklı ödül töreninde 7 farklı dalda aday olarak gösterilecek. Bunlardan 4 tanesi Halle Berry adına. Bir tanesi Charles S. Dutton adına. Geri kalan iki tanesi en iyi film dalında.

   Oyunculuk performanslarına kısaca değinirsek; Halle Berry filmdeki performansı genel anlamda iyi. Ama Charles S. Dutton’ın ile beraber oynamadıkları sahneler olmamış. İkilinin uyuma çok kötü. Performansları ayrı ayrı iyi olan ikilinin karşılıklı sahneleri performans açısından vasat. Penélope Cruz canlandırdığı deli karakteriyle, filme mükemmel bir katkı veriyor. Hatta filmin en iyi performansını onun sergilediğini söyleyebilirim. Performansı ile filme level atlatıyor. Penélope Cruz canlandırdığı karakterin replikleri saçma olsa da ( bu senaryonun kötülüğünden ) Penélope Cruz tonlamaları, mimikleri ve vücudunu kullanmasıyla gerçekten filmdeki en iyi performansı sergiliyor. Bunun yanı sıra yan karakterler tamamen birer hiçti. Nerede ise hiçbiri hikayeye etki etmiyordu, hem performansları ile hem de senaryo itibari ile.

  Film hakkındaki düşüncelerimizi sıralarsak; ilk olarak filmin konusu orijinal değil. Bu konu üzerine birçok film çekildi, çekiliyorda. Aynı yemeği önümüze ısıtıp ısıtıp yeniden koyuyorlar. Klasik korku filminde olan her şeyi deniyor yönetmen. Örneğin tüm korku filmleri gibi, ortam her zaman karanlık ve yağmurlu, hatta binanın içinde bile karanlık. Mesela Doktor Grey karanlık odada çalışıyor, lambayı açmıyor. Üşeniyor galiba ışığı açmaya. Filmdeki müzik ve müziği kullanışı bile diğer korku filmlerinin aynısı, Buna hayaleti kullanışı da eklenebilir. Her şeyi o kadar klasik şekilde kullanmış ki artık hiçbir şey şaşırtmıyor sizi filmde. Çünkü her şeyi tahmin ediyorsunuz.

   Filmde saçmalıklar ise diz boyu. Nasıl mı? Sahte bir yanma efekti. Havuz da saklanma gibi saçma bir olay. Havuzda saklanan kişi en ufak bir ışıkta görünür. Fizik kuralları değişmedikten sonra. Hayaletimizin yazı yazıp, not bırakabilirken neden açık açık derdini anlatmıyor, orası ayrı bir saçmalık. İlginç bir hayalet, adam gibi not bıraksa olmuyor, illa gizem yapacak. Penélope Cruz’un canlandırdığı karakter filmin sonunda nasıl sokağa çıkmış anlamadım. Tamam Penélope Cruz’un canlandırdığı karakter şeytan olayını çözdü de, kadın üvey babasının boğazını kestiği için oradaydı. Hayaletin, Halle Berry’nin karekterini sırf kendisine yardım etsin diye dövmesi ayrı bir saçmalıktı. Bu türün daha iyi filmleri çokça yapıldı.

   Kısaca toparlarsak; film bu türü sevenler tarafından izlenebilir, ne kadar senaryosu taklit ve eksik olsa da. Çünkü sonu kolay kolay filmi izlerken tahmin edilmiyor. Buna Penélope Cruz'un harika performansı da eklenince bu türü sevenler için bir yapım oluyor. Ama sevmeyenler için taklit olması, senaryosunun kötülüğü ve içinde barınan saçmalıklarla eziyete dönüşebilir.

Tüm sinema severlere iyi seyirler…


Mandıra Filozofu İstanbul Filmi Eleştirisi

   Filmimiz 13 Mart 2015 tarihinde vizyona giren komedi türündeki Türk yapımı filmdir. Filmin yönetmen koltuğunda Müfit Can Saçıntı otururken, filmin senaryosunu ise Birol Güven kaleme alıyor. Filmin başrollerin de ilk filmde olduğu gibi Müfit Can Saçıntı ve Gülnihal Demir yer alıyor. Filmde onlara Kemal Kuruçay, Birol Güven, Mahir İpek, Alper Düzen, Uğur Alibaşoğlu, Nihan Durukan ve Abdullah Şahin eşlik etmekte. Filmin bazı kesimleri Bodrum’da bi kısım sahneleri de İstanbul’da çekildi. Filmin İmdb puanı ise 5,6’dır.

   İlk olarak kısaca oyuncuların performanslarından bahsedelim; baş roldeki Müfit Can Saçıntı ve Gülnihal Demir’in performansları gayet başarılı. İkilinin birbiri ile olan uyumları da gayet üst seviyede. Kemal Kuruçay ve Mahir İpek’in performansları ise dizi performansından farkı yoktu. Bunun yanında diğer oyuncuların performansı kötü idi. Maalesef yandaki oyuncuların performansları ve figüranların performansları çok kötü idi. Parantez açarak belirteceğim performans Uğur Alibaşoğlu’nun performansı umut vaat ediyordu.

   Filmin olumlu yanlarından bahsedersek; en iyi yanı ders verici nitelikli olması. Gerçekten Mustafa Ali karakterinin sistem sorgulaması, göndermeleri ve mesajları gayet iyiydi. Bazı replikler vardı ki efsane güzel. Tutuk başlayan film ilerleyen dakikalarda açılınca izlenebilir seviyeye geliyor. Genel anlamda iyi. Filmde küfür yok, çoluk çocuk izlenebilir film.

   Filmimizin olumsuz yanlarından bahsedelim; Mandıra Filozofu’nun ilk filmine göre daha kötüydü. Tekrara düşmüş ve o ilk filmin pırıltısı yok. İlk filmin şaşırtıcı büyüsü kaybolmuş. Daha iyi işlenebilir miydi? Kesinlikle evet. Gereksiz sahneler, uzatılmış sahneler var mıydı? Kesinlikle evet. Özellikle o sensörlü kapı, araba ve tuvalet sahnesi iğrençti. Bir de o sahnelerin ( özellikle tuvalet sahnesi) uzatılması ile hal mide bulandırıcı oluyor. Zaten film genel anlamda komik değildi. Daha çok güzel sosyal mesajlar veren bir filmdi. Yani filmden o güzel sosyal mesajları çıkarınca geriye çöp kalıyor. Senaryo desen Çocuklar Duymasından alıp koymuş sinemaya. Tek farkı televizyonda mesaj veremediği için burada güzel mesajlar verilmiş. Filmin sonu naif kalmış. Havada bir sonu var. Sinemasal tadı yok filmin. Televizyonda izlediğiniz Birol Güven dizilerinde ki bir bölüm gibi. Keşke ilk filmden sonra biraz daha bekleyip, daha güzel bir senaryo ve daha kaliteli bir oyuncu ekibi ile çekerek o güzel sosyal mesajları ve Mustafa Ali’nin sistemi sorgulamalarını yazık etmeselerdi.

   Kısaca toparlarsak; Mustafa Ali’nin sorgulamalarını ve sosyal mesajları çıkarttığımız da Birol Güven’in televizyona çektiği çöpler kalıyor. Keşke ilk filmden sonra bıraksalardı ya da ikinci film için biraz bekleyip özenselerdi.

Tüm sinema severlere iyi seyirler…


Bir Varmış Bir Yokmuş Film Eleştirisi

   Filmimiz 6 Mart 2015 tarihinde vizyona giren dram ve romantik türlerindeki Türk yapımı filmdir. Filmin yönetmen koltuğunda İlksen Başarır otururken, filmin senaryosunu ise İlksen Başarır ve Mert Fırat beraber kaleme alıyor. Filmin başrollerin de Mert Fırat, Melisa Süzen, Hale Sürel, Mustafa Uzunyılmaz, Onur Şirin, Göktay Tosun ve Derya Durmaz yer alıyor. Filmin çekim mekanları arasında İstanbul ve Sakarya yer alıyor. Filmin İmdb puanı ise 5,4’dür.

   Oyunculuk performanslarına ilk olarak kısaca değinirsek; Mert Fırat görüntü olarak Ozan karakterine tam olarak oturmuş. Sesi ile duruşu ile tam olarak bize Ozan’ı anlattı. Oyunculuk performansı da gayet başarılı idi. Melisa Süzen Türkiye’nin en iyi kadın oyuncularından biri olduğunun hakkını vererek oynamış. İkilinin uyumu ve performansı göz dolduracak biçimde iyiydi. Lakin yan karakterler yok gibiydiler. Burada senaryo ve kurgunun o oyunculara bir şey sunmamasından kaynaklanıyor. Yan karakterlerin hepsi boş tipler olarak kalmış. Filmden çıktıktan sonra nerede ise hiçbiri aklınızda kalmıyor.

   Filmin olumlu yanları ile ilgili kısaca eleştirilerimizden bahsedersek; ilk olarak diyeceğim şey yönetmenlik çabası var en azından, başrol oyuncuları çok iyi. Başrol oyuncuları karşılıklı olarak döktürmüşler. Rüya olduğunu var saydığımız ara geçiş sahneleri güzeldi. Müzikler de başarılı Bubituzak’ı tebrik etmek lazım. Müzikler demişken Mert Fırat sesinin ne kadar eğitimli olduğunu ve ne kadar güzel kullanabildiğini gösteriyor. Diğer yandan filmde Ozan’ın grubunun adı olan Vah Belinda, dekorların arasına serpiştirilen sarı baret, gaz maskesi gibi göndermeler seyirciye tatlı tatlı göz kırpıyor. Rahmetli Ethem’in görüntüsü vardı bi sahnede. Ethem’i de bu fırsatla yeniden saygı ve sevgi ile anıyorum.

   Sıra geldi filmimizin olumsuz yanlarına, “Bir Varmış Bir Yokmuş” Mert Fırat ve İlksen Başarır ikilisinin yarattığı dördüncü film. İlk iki filmleri olan "Başka Dilde Aşk" ve "Atlı Karınca"
gayet hoş ve başarılı filmlerdi. Üçüncü filmi olan "Erkek Tarafı Testosteron" filmi ile popüler kültür sinemaya geçen ikili bu filmde de popüler kültür sinemasında gişeden pay almak için film yapmışlar. İlk iki filminde açık ve net olarak halk sorunlarına eğilen ve gelecek vaat eden ikili son iki filmi ile maalesef hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor. Çekim mekanı olarak kullanılan Beşiktaş semtinde sürekli her gün olay olurken, oradaki sahnelerin birinde bile olay yok. Rokcı star ve arkadaşlarının tek muhabbeti kadın erkek ilişkileri, bir kez dünya ve gündem hakkında konuşmuyorlar. En azından Dumandan “biberine gazına jopuna sopasına tekmelerin hasına eyvallah eyvallah” duymayı bekledik. Çünkü aşkta, hayatta ülkende ve dünyada ki siyasetten bağımsız gelişmezken bu ikiliden daha cesaretli daha halkın sorunlarına yönelik işler beklediğimiz ortadadır. Böyle bir grizgah yaptıktan sonra; tek düze bi aşk hikayesi, tamamı ile klişeler ile yürüyen bi senaryo, kurgu da zayıf. Bir sonraki sahneyi veya diyaloğu tahmin etmekte zorlanmıyorsunuz. Bunun yanı sıra uzun süresi ile bizlere bol bol gereksiz sahneler izletiyor. Teknik olarak ise, sürekli yakın plan kullanılmış ve netlik kaydırma yapılmış, gözümü çok rahatsız etti. Ve genel planlar yok denecek kadar az, bu da seyirciyi yoran başka bi nokta. Son eleştirim ise; şu sonunu illa mutlu bitirelim mantığını sevmiyorum. Sırf bu yüzden sonunu mutlu bitirmek için zorlama finaller çekiliyo ve çekilmişte. Ama "Başka Dilde Aşk"’ta yaptığı final sahnesi bugün bile hala aklımızda.


   Kısaca toparlamak gerekirse; ilk iki filmlerine göre oldukça kötü bir performanslı film ama en azından bir yönetmenlik çabası barındıran, başrol oyuncularının rollerinin hakkını verdiği tek düze popüler kültür aşk filmi.


Tüm sinema severlere iyi seyirler…


8 Saniye Filmi Eleştirisi

   Filmimiz 27 Şubat 2015 tarihinde vizyona giren dram, biyografik ve romantik türlerindeki Türk-Alman ve Amerikan ortak yapımı filmdir. Filmin yönetmen koltuğunda Ömer Faruk Sorak otururken, filmin senaryosunu ise Nuran Evren Şit ve kendi hayat hikayesine beyazperde de can veren Esra İnal beraber kaleme alıyor. Filmin başrollerin de Esra İnal, Fahri Yıldırım, Fırat Çelik, Mehmet Kurtuluş, Salih Kalyon, Sema Poyraz, Şiir Eloğlu ve Devrim Yakut yer alıyor. Filmde ayrıca Beyti Engin, Demet Gül ve Yılmaz Erdoğan bulunmaktadır. Filmin çekim mekanları arasında İstanbul, Berlin, Mardin ve Tuz Gölü yer alıyor. Esra İnal'ın hayat hikayesinden uyarlandı. İnal aynı zamanda kendi hikayesinin başrolünde de yer alıyor. Filmin İmdb puanı ise 7,3’dür.

   Filmin kısaca oyuncu performansları adına bir iki kelam edersek; ilk oyunculuk tecrübesi olmasına rağmen Esra İnal, usta oyuncuların da katkıları ile Esra İnal işin üstünden gelmiş. Salih Kalyon ustalığını göstermiş. Oyunculuk anlamında vasat bir performans yoktu. Filmde ayrıca, dünyaca ünlü bestseller “Dört Anlaşma” (The Four Agreements) kitabının yazarı Don Miguel Ruiz kendisini canlandırıyor. Ceylin Adıyaman ayrı bir parantezi hak ediyor. Esra karakterinin küçüklüğünü canlandıran Ceylin, kısa zaman filmde görünmesine rağmen, yaşına oranla kaliteli oyunculuk sergiliyor. Ben “Mo” karakterini çok sevdim ve sanırsam en çok ona üzüldüm. O yüzden mi bilmiyorum “Mo” karakterine hayat veren Fahri Yıldırım’ın performansı ayrı bir alkışı hakkediyor.

   Filmin olumsuz noktalarına da kısaca bakarsak; Beni hayal kırıklığına uğratan kısım rüyaların arka plana atılması oldu. Bir noktadan sonra senaryo tamamen “Bu benim hayatım, Bu benim dünyam, Kimse bana karışamaz” replikleri eşliğinde Esra karakterinin kendi hayatını yaşama çabasına dönüşüyor, senaryo düşerek sıradan bir hale geliyor. Filmin önermesi affetmek üzerine ama filmde genel anlam da bu affetmeyi destekleyecek olaylar zinciri eksik duruyor. Yani Esra farklı olduğu için ona kötü davranan insanlar yok, kendi hayatını yaşayan ve Esra'nın hayatına dahil olan insanlar var. Esra'nın filmde sıkça bağıra çağıra dillendirdiği 'bu benim hayatım' isteği onlara da uyarlanabilir. Onlar da kendi hayatını yaşıyor. Bu anlamda Esra'nın sadece kendi hayatını dayatma algısını zorlama bulduğumu söyleyebilirim. Bunun yanı sıra, kendi hayatını çevresindeki insanlara empoze etmeye çalışması, eleştiri kabul etmemesi, film boyunca evin küçük şımarık kız çocuğu işte dedirtiyor. Kafasının dikine giden toplumun kurallarına kafa tutan bir tutumu var ama sıra kendi kurallarına gelince kaplan kesiliyor (Bkz. eve girdiği günden itibaren Mo'ya karşı yaptırımları). Filmin içinde ki tempoya uyum sağlayamayan, dışarıda kalan, senaryonun kalitesini düşüren diyaloglar var. Film görselleri sayesinde gösterdiği akıcılığı ve başarıyı senaryoda gösteremedi. Senaryodaki boşluklar, gereksiz sahneler aşırı boğucuydu.

   Filmin olumlu noktalarına bakarsak; ilk başta direk çekim tekniği, mekan seçimi ve müziklerin oldukça başarılı olduğunu belirtmeliyim. Türk filmlerinden beklenmeyecek kadar sıra dışı olması benim için artı puan. Görsel efektlerin filme katkısı da bir hayli başarılı. Kurgu/efekt harikaydı. Efektler, görsel kullanımlar, ani kaybolma sahneleri ve diğer sayılamayacak kadar fazla sahnede kullandığı teknikler; filmin kalitesini arttırıyor. Özellikle rüya sahnelerinin üst düzey olduğunu belirtmek isterim. Kaliteli bir iş ortaya koymuşlar. Tabi bunda Warner Bros.’ un katkısı olduğu kaçınılmaz fakat bir Türk filminde bu denli iyi bir incelikli iş görmek keyif vericiydi. Warner Bros. sağ olsun görsel anlamda gerçekten doygunluk hissi verdi. Filmin içinde drama kaçan sahnelerde, ajitasyon yoktu. Ajitasyon ile ağlatmaya çalışan dramlara benzememesi güzeldi.

   Kısaca toparlarsak; son zamanlarda Çekmeceler ile beraber izlediğim en iyi yerli filmdi. Daha iyi olabilirmiş ama bu hali ile de vizyonda Çekmeceler ile beraber en izlenesi film.

Tüm sinema severlere iyi seyirler…


Çarşı Pazar Filmi Eleştirisi

   Filmimiz 27 Şubat 2015 tarihinde vizyona giren komedi türündeki Türk yapımı filmdir. Filmin yönetmen koltuğunda Muharrem Gülmez otururken, filmin senaryosunu ise Murat Kepez, Sıla Çetindağ, Uğur Güvercin ve Eray Akyamaner beraber kaleme alıyor. Filmin başrollerin de Erdem Yener, Ayhan Taş, Elif Nur Kerkük, İlker Aksum, Doğa Konakoğlu, Deniz Oral, Deniz Özerman ve Suzan Aksoy yer alıyor. Filmde ayrıca Tarık Papuççuoğlu, Ünal Silver ve Billur Kalkavan bulunmaktadır. Film Tokat/Niksar’da çekildi. Filmin İmdb puanı ise 4,8’dir.

   Kısaca oyunculuklar ile bir iki kelam edeyim; Cemil Berber rolünde Ayhan Taş ve "kâr amaçlı" imamımız İlker Aksum öne çıkıyor. İkisinin performansları diğer oyunculardan bir tık daha üstte. Maalesef Erdem Yener her zaman bildiğimiz mimikleri ve davranışlarının üstüne bir şey koymamış filmde. Sadece komik duruşu ve sempatikliği ile işi götürüyor Erdem Yener. Vine fenomeni Doğa Konakoğlu’da idare eder bir performans ortaya koymuş. Diğer oyuncularda çok vasatın altında değil ama çok vasatın üstünde de değil.

   Filmin olumlu yanlarından da kısaca bahsedelim; filmdeki bazı espriler oldukça yaratıcı. Yer yer güldürebiliyor sizi. Kahraman'ın ara sıra espriler yaptığı sahneler de iyiydi. Filmin akıllıca göndermeleri var. Küfürü "gerektiği zaman ve yerde" kullanışı ile benden artı puanı kapıyor. Ve filmin bir derdi var. Bize bir şeyler anlatmak istiyor film ama ne kadar başarılı olduğu tartışılır.

   Filmin eksi noktalarına değinirsek; yine fragmandan başlarsam anlatmaya ikinci bir Yusuf Yusuf vakası, nerede ise tüm iyi sahne ve espiriler fragmanda. Geriye kalan da beklentini karşılamıyor. Filme geçersek; konu bilindik, gelişme ve sonuç kısımları da tahmin edilebilir. Hatta işin içine aşk da girmiş ve bu da filmin havasını biraz yavaşlatmış. Filmin senaryosu aslında Bana Masal Anlatma ile neredeyse birebir aynı, ikisinde de aşka çok uzak iki gencin mahallesi veya çarşısı için yapabileceği fedakarlıkları ele alıyor. Ve yine ortak sorun zengin iş adamı ve ya mafya. Ama burada Burak Aksak’ın at kafası olmaması senaryonun daha basit kalmasına sebep olmuş. Ayrıca çarşıda bir mahalle havası yansıtılmaya çalışılarak içten ve gerçekçi bir ortam yansıtılmaya çalışılmış ama film daha çok başroldeki kilit karakterlere odaklandığı için o da yaratılmaya çalışan etkiyi verememiş. Komedi klişelerinden de maalesef hiç kaçınmıyor, bu da yer yer sizi sıkabiliyor.

   Kısaca toparlarsam ne iyi ne kötü diyebileceğimiz sıradan bir yerli komedi filmi olmuş. Yer yer güldürse de; farklı bir hikaye, kaliteli senaryo, gerçek mizah içeren bir film izlemek istiyorsanız, bu ne yazık ki Çarşı Pazar olamaz. Ama vakit geçirmelik eğlenceli ve mesajı olan bir film var mı diye sorarsanız, bu filmi izleyebilirsiniz.

Tüm sinema severlere iyi seyirler…


Ali Kundilli Filmi Eleştirisi

   Filmimiz 20 Şubat 2015 tarihinde vizyona giren komedi türündeki Türk yapımı filmdir. Filmin yönetmen koltuğunda Bülent İşbilen otururken, filmin senaryosunu ise Cem Gelinoğlu kaleme alıyor. Filmin başrollerin de ise Cem Gelinoğlu, Sami Aksu, Zeynep Aktuğ, Ezgi Tombul, Emre Mutlu, Bilal Kaya ve İcmal Aktuna yer alıyor. Vine’da yıldızı parlayan Cem Gelinoğlu beyazperdeye hem oyuncu hem de senarist olarak transfer oluyor. Filmin İmdb kaydı olmadığı için puanı bulunamamıştır.

   Kısaca oyunculuklar üzerine bir iki kelam edeyim; oyunculuklar vasat altı vasat. Özellikle duygusal bir iki sahnede oyunculukların vasatlığı kendini iyice belli ediyor. Bazı komedi sahneleri hareketlilikten, kamera açısından ve tempolu olmasından belli etmese de duygusal sahneler de belli oluyordu. Özellikle duygusal sahneler de feci derecede sıkıldım.

   Şimdi filmin olumlu yanlarından bahsetmek gerekirse; maalesef artı tarafları çok az. Ama kendimi zorlayıp olumlu yanlarını bulacağım. Filmin birkaç tane yaratıcı esprisi var ve bazıları insanı güldürmeyi başarıyor. Ya da Ali Kundilli'nin arkadaşı Vedat'ın başına gelen olaylar silsilesine de gülüyorsunuz (Ya da gittiğim salondaki seyirci kitlesinin fazla oluşu ve oradaki kahkaha sesleri de bu işi biraz değiştirmiş olabilir). Bunun yanı sıra genelde bizim filmlerimizde en iyi yönetmenden en kötüsüne kadar filminin bir yerinde engelli varsa seyirciyi ağlatmak için kullanır ve ajitasyonla gişe telaşına düşerken bu filmde tam tersine eğlencesini kullanması büyük bir alkışı hak ediyor. Ha bunu ne derece kaliteli komedi anlayışı ile kullandıkları malum ama bunu denemeleri de büyük bir alkışı hak ediyor.

   Filmin olumsuz taraflarından söz edersek; aslında olumsuzluk fragmanda başlıyor ta, 3 dakikalık
upuzun bir fragman geldi. Öncelikle bütün komik sahneleri fragmana koyup filme az bir şey kalması, son dönemde yapımcıların trend bir hilesi. Fragmanı bırakıp filme gelirsek; Hikâye basit, yaşananlar çok sıradan, filmin sonu belli. Hikaye skeçler halinde ilerliyor sanki ortada tam bir senaryo yokmuş gibi duruyor. Zaten yerli komedi filmlerinin son dönemde tamamı da aynı tarz, biraz küfür biraz bel altı. Dip not olarak belirteyim; Bel altı esprilerin dozu azdı fakat bir kaç tane de vardı. Filmde özellikle de yan karakterlerin alt yapısı çok zayıf işlenmiş. Onlar hakkında dramatik bir şey olunca da onları fazla anlayamıyoruz çünkü onları iyi tanımıyoruz. Recep İvedik tarzı film severler için kötü film değil aslında, belki daha iyi bile olabilir. Bunun ayrımını ben yapamam çünkü iki filme de uzağım. İkisinde de ortak olarak karaktere dayalı komedi anlayışı hakim. Belki Ali Kundilli’yi Recep İvedik’ten ayıran en önemli özellik daha terbiyeli ve daha kibar oluşu.

   Kısaca toparlayıp yazı bitirirsem; daha kötülerini de görmüştük, özellikle yapımcısının Faruk Aksoy olduğu varsayılırsa. Çünkü Faruk Aksoy'un yapımcı olduğu diğer filmleri düşününce, buna şükür dedirten tarzda bir film. Hiç izlenmeyecek bir tercih değil. Boş zamanınızda izleyecekseniz ve merak ediyorsanız 0 beklenti ile izleyebilirsiniz. Beklentiniz 1 olacaksa sıkılır ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Tüm sinema severlere iyi seyirler…


Mucize Filmi Eleştirisi

   Filmimiz 1 Ocak 2015 tarihinde vizyona giren dram türündeki Türk yapımı filmdir. Filmin yönetmen ve senarist koltuğunda Mahsun Kırmızıgül oturuyor. Filmin başrollerin de ise Mahsun Kırmızıgül, Mert Turak, Talat Bulut, Meral Çetinkaya, Ali Sürmeli, Büşra Pekin, Erdem Yener, Erol Demiröz, Metin Yıldız, Yıldız Kültür ve Cezmi Bakın yer almakta. Filmin İmdb puanı ise 7,6’dır.

   Mahsun Kırmızıgül’ün kısaca filmografisine bakarsak ilk filmi Beyaz Melek’te çok büyük oyuncuları toplayarak herkesi şaşırttı. Ve beklenmedik bir çıkış yaptı. Eleştirmenler tarafından en az eleştirilen filmiydi. İkinci filmi Güneşi Gördüm’de de usta oyuncuları topladı. Bu sefer eleştirmenler daha fazla eleştirmişti ama seyirci rakamları artmıştı. Ağdalı ajitasyon ilk filme göre artmış ve gereksiz derecede film uzamıştı. Sonraki film New York’ta Beş Minare ise daha fazla eleştiri almasına rağmen daha fazla seyirciyi salonlara çekti. Özellikle yaptığı cemaat propagandası ile pastadan pay alma isteyen Mahsun için önemli idi. Şimdi en son filmi olan Mucize daha fazla eleştirildi lakin seyirci rakamları ilk üç filme fark atacak gibi. Böyle bir giriş yapmamın sebebi bizim ülkede ne kadar kalitesiz film çekersen ne kadar parayı vereni övüp kalemini oynatırsan seyirci sayın artıyor. Bunun da birebir örneği olması sebebi ille yazdım. Maalesef Mucize vizyona girdiğinden beri izleniyor, tartışma platformlarında tartışılıyor keşke bu kadar Sivas, Kış Uykusu vb. kaliteli yapımlar da izlenilse ve tartışılsa.

   İlk olarak oyunculuk performanslarından bahsedersek; biraz önce de değindiğim gibi Mahsun filmlerinin en güçlü yanı usta oyuncuların bolluğu. Bu anlamda oyunculuk performansları birbirinden iyi. Tabi öne çıkan isimler var. Ali Sürmeli ve Erol Demiröz ikilisinin hem uyumları hem de gösterdikleri performans bakımından izlerken zevk veriyorlardı. Ama filmin yıldızı Mert Turak’dı. Oyunculuk performansı ile filmi beğenen ya da beğenmeyen herkesten alkış aldı. Salyasından sümüğüne, haykırmasından bakışlarına Aziz karakterine gerçekten inandırdı bizi.

   Filmin olumlu yanlarından bahsedelim; filmin en iyi yanı usta oyuncu kadrosu, bu usta oyuncuların performansları ve muhteşem görüntüler. Renkleriyle, geniş planlarıyla harika görüntüler yakalanmış Ege’de de, hikayenin devam edeceği Doğu’da da. Doğa, mevsimsel dönüşler, hayvanlar, köy evleri müthiş bir şekilde yansıtılmış beyazperdeye. Filmin görüntü yönetmenliğine, seçilen mekanlara, dekor/kostüme de diyecek hiçbir laf yok, tüm bu renkli seçimler filmi olumlu etkilemiş. Mahsun filmlerinin en iyi yanlarından biri paranın satın alabileceği en iyi ekipmanlar ile çalışıyor olması. Böylece bizim dağların Himayalardan eksiğinin değil fazlasının var olduğunu görüyoruz. Görüntü yönetmenini Soykut Turan’ı ayrıca tebrik ediyorum.

   Filmin eksilerinden bahsedersek ki epeyce fazla; ilk olarak film gereksiz yere uzun. Film çok daha derli toplu anlatılabilirmiş. Bu kadar uzatılana kadar hikaye tamamen Aziz'in etrafında geçebilir ve Aziz'in o mucizevi dönüşümüne yakından tanıklık edebilirdik seyirci olarak. Çünkü bir mucize anlatılmamış filmde, mucizenin sonuna yetişmiş bir hikaye var. Hikaye kendi içinde oradan oraya koşturup durmuş. Diğer bir eleştiri getireceğim nokta ise filmin komik tarafı diye sunulan sahneler şiveli küfür sahnelerinin üzerine çıkamayarak hayal kırıklığı yaratıyor.

   Isındığımıza göre eleştirimizin asıl merkez kısmına geçelim; film sahnelerinin bir kısmı abartı (kız isteme gibi), filmin senaryosunda da kopukluk olduğu bir gerçek; muallimin ailesinden son sahne hariç bir haber alamıyoruz, muallimin 2 bin lira hanımından istemesi ve hanımının bu kaçırma olayına inanması fakat bir tepkisinin bile gösterilmemesi. (kendinizin kaçırıldığını ve karınızın tepkisini düşünün) Talat Bulut’un canlandırdığı muallim ile normalde oyunculuğunu gayet başarılı bulduğum Şenay Gürler, inanılmaz müsamere havasında ve hiç inandırıcı olmayan bir tartışma canlandırıyorlar. İşin başka bir tarafı muallim ege den gelmiş biri olarak çok çabuk adapte oluyor bu yeni hayatına, daha önce okul görmemiş öğrencilerin birden siyah önlüklerle sahnede belirmeleri (kim dikti bu önlükleri size, ne ara hangi para ile), muallim ilk defa bir sınıf görmüş çocuklara; sürekli haydi yerlerinize oturun diye bağırıyor!!!

   Aziz'in sorunun ne olduğu belirtilmemiş (bu bilinmiyor da olabilir, yani Mahsun bey bu hastalığı hiç araştırmamış olabilir) doktorlara falan gidilmiş, lakin çare yokmuş. Tıbbı bir kenara bırakarak yapay bir şekilde karıma aşık oldum diyerek mucize yaratmak ayrı bir saçmalık. Çevremde tanıdığım tüm engelli vatandaşlar ile bunu konuştuk boş verin tedavileri gidin aşık olun filan dedim. Şakayı bırakırsak bir kenara acaba o kadın sana aşık oldu mu? Kadın hakları, hayvan hakları açısından ne kadar acı bir tablo olduğu da ayrı bir parantez. Maalesef filmde töredir iyidir yapılacaktır havası olması Mahsun’un amacı nedir sorusunu düşündürtüyor. Filmin kadına bakış açısı o kadar kötü ki filmde yapılan hem kadaınlar hem de engellilere büyük bir ayıp. Filmde sanki sakat adam çirkin bir kız ile evlense sorun olmayacak gibi anlatılmış. Yani çirkin kadının ederi sakat adam, sakat adamın ki de çirkin kadın. Devam edersek; adamın biri diğerini vuracakken Aziz'in babası sopayla ölümü engeller. Adam şıppadanak kızını verir. Kız da öyle böyle değil hani, dünya güzeli. Kızı bi mal gibi verdi. Hadi diyelim oldu, kızın evlenmek için can atan davranışları, Aziz'in yüksek libidosu, o güne kadar bir kötülüklerini görmediğimiz köylünün, evlilikten sonra, birden canavara dönüşmesi. Aziz'in kızla beraber kuş uçmaz kervan geçmez köyden bir gecede kaçması. Aziz'in gittiğini öğrenen ailenin hiç 'ulan nereye gider bu çocuk, olur mu, gidin arayın' dememesi. Emekli olmayı çok isteyen bir adamla, okul yaptırmaya çalışan kişinin aynı olması çelişki. Daha sonrasında adamın okul yapılırken eline bir taş bile almaması, ayrı bir çelişki. Aziz karakterinin o haliyle eyersiz at sürmesi dörtnala hem de abartılı bir başka sahne. Aziz at ile beraber o kadar uzun mesafe katettikten sonra muallimin yayan bir şekilde şappadanak yetişmesi tam bir komedi. Bunlar gibi sayabileceğim anormallikler var filmde.

   Mahsun filmlerinde her zaman görmekten nefret ettiğim şey ise ajitasyon. Ezilen kesimlerin
sorunlarını mı anlatıyor onları acındırarak üzerlerinden prim mi yapıyor belli değil. Ajitasyon var mı, maalesef diğer filmlere göre fazlası ile var, müzik bu amaçla mı kullanılmış, maalesef yine evet. Kendisine şu an sinemacı -yönetmen diyemiyorum, Zeki Demirkubuz'a vb. sinema sanatçılarına ayıp olur. Ajitasyonla milyonları ağlatan bir insandan sinemacı olmaz.

   Son olarak kısaca toparlarsak Mahsun’un filmleri sürekli kötüye giderken seyirci ortalaması giderek artıyor. Bu da bir sinema sever olarak beni gelecek açısından kaygılandırıyor. Ajitasyon ile sinema yaptığını ve yapılacağını zannedenlere Uçurtmayı Vurmasınlar filminde küçük Barış karakterinin hiç ajite edilmeden “niye uçmuyor İnci” sözü ile milyonları etkilemiştir. İşte bu yüzden Uçurtmayı Vurmasınlar hala efsanedir ve öyle kalacaktır ama bu ve benzeri ajite filmler kaybolacaktır.

Tüm sinema severlere iyi seyirler...


Meleklerin Mucizesi Film Eleştirisi

   Film 4 Nisan 2014 tarihinde vizyona giren, yönetmenliğini Kanıt Dizisinin yönetmenliğini de yapan Biray Dalkıran’ın yaptığı, Nur Türkşen ve Alev Toprakoğlu Uzma’nın senaryosunu birlikte kaleme aldığı romantik komedi dalındaki Türk yapımı filmdir. Başrollerinde ise Hakan Türkşen, Gaye Gürsel, Cem Kılıç, Altan Erkekli, Ayşen Gruda, Dilek Serbest, Yıldız Asyalı ve Ferdi Atuner yer alıyor. Filmin İmdb puanı ise 3,9’tur.

İlk başta oyunculuk performansları hakkında bir iki kelam etmek gerekirse; Hakan Türkşen’i yönetmen zorla oynatmış gibi, çekimler çabuk bitse de, Hakan Türkşen bir an önce setten gitsem havası içinde idi. Kendini izlerken epey daraldım. Birde yapmacık duruşu, mimikleri ve performansı eklenince ayrı bir daraltıyor. Hem karşısındaki kişilerin oyununu düşürmüş, hem de o kadar yapay oynamış ki arka plan, arka fondaki müzik veya diğer oyuncuların performansı hiç bir şekilde kurtarmıyor. Bu performansa yer yer diğer oyuncular da eşlik edince, oyunculuk performansı açısından izleyen için eziyete dönüşüyor. Seyirciyi sinirden güldürecek derecede inandırıcılıktan yoksun bir oyunculuklar var diyebilirim.

   Filmimizin olumlu tarafı nerede yok denecek kadar az, başta belirtmeliyim ki ilginç ve güzel bir konusu var. Senaryosunun aslında sürprizli olması başka bir artısı. Bize anlatmak, öğretmek istediği bir şeyler var, yani filmin bir derdi var. Şahsen bir derdi olan, bize bir şeyler anlatmak isteyen filmler gözümde her zaman daha avantajlı. Yönetmenimiz kaliteli görüntüler yakalama konusunda da gayet başarılı, bu konuda görüntü yönetmenini de ayrıca tebrik ediyorum.

   Filmimiz ile ilgili söylenecek olumsuz eleştiriler maalesef çok fazla sayıda; İlk olarak Hakan Türkşen’in kendini attığı sahne içler acısı, eğer efekt yapamıyorsan hiç yapma. En azından hakkını vererek animasyon filan kullan daha iyi. Animasyon da yapamıyorsan, adam atlarken bir iki kamera hilesi yap. Melek ilgili bazı efekt sahneleri de, atlama sahnesinde ki kadar içler acısı idi. Konusu bu kadar güzel olan filmin diyalogları çok özentisiz idi. Seyirciyi aptal yerine koyan kör gözüm parmağına olay gelişmeleri. Örneğin; kahramanlarımızın üstüne tüylerin dökülmesi. Acaba kaç tane ev hanımı teyzemiz camdan aşağı, sokağa, yastıklarının tüylerini döküyor. Yine Hakan Türkşen’in bir tüyün peşinden gidip restoranın önünde durması. Ve her şey o kadar sahte olur ki Hakan Türkşen gelir tüyü alır, restoranı fark eder, restorandakiler dışarı çıkar, dışarı çıkınca birden konuşurlar, Hakan onları dinler, sonra onlar Hakan’a bakar. Arkadaş bu kadar mı sahte bir olay kurgusu olur, seyirci gözünüzde bu kadar mı aptal. Nerede Kanıt’ı çeken Biray Dalkıran dedirtti bize bu film bol bol. Romantizm desen ben göremedim filmde, komedi desen filmde onu hiç bulamadım. Tek gülebildiğim çok kötü oyunculuk performansıydı, o da maalesef sinirden.

   Kısacası anlattığı konu ve verdiği mesaj itibari ile güzel iken, oyunculuk performansı, sahte efektler ve seyirciyi aptal yerine koyan olay örgüsü ve özentisiz diyalogları nedeni ile film zaman kaybına dönüşüyor.

Tüm sinema severlere iyi seyirler…


Not: Eleştirilerimin çok ağır olduğu, kolay kolay film beğenmediğim için sıkça eleştiriliyorum.
Özellikle beğenmediğim filmlerin hayranları elitistlikle bile suçluyorlar beni. İmdb'nin gelmiş geçmiş en kötü filmi bir Türk yapımı. En kötü 10 filmden 4 tanesi Türk yapımı. Son zamanlarda bolca film üretiyoruz ama maalesef kalitesiz filmler üretiyoruz. Gişe de iş yapsın diye yada iktidarı övüp pastadan pay alayım diye sipariş üzerine film yapılıyor. Bunu da ana akım medyada bize sinema sanatı diye anlatıyorlar. Maalesef eleştirilerimin ağır ve fazla olmasının nedeni Charlie Chaplin filmlerinden Hayat Güzeldir'e, Piyanist'ten Can Dostum'a, Sürü'den Eşkiya'ya gerçek sinema sanatını ortaya koyan filmleri gelecek nesillerde ki çocuklara izlettirmeden büyümesin, büyüyenler de oturup boş vakitlerinde izlesinler diye. Çünkü düşüncenin ve düşünmenin unutturulmaya çalışıldığı topraklarımzda düşünmeye zorlayan filmlerin kıymetinin önemi artıyor. 

Yapışık Kardeşler Filmi Eleştirisi

   Filmimiz 30 Ocak 2014 tarihinde vizyona giren komedi türündeki Türk yapımı filmdir. Filmin yönetmen koltuğunda İlker Ayrık oturuyor. Filmi M. Serdar Fırat ve Serhat Sarı birlikte kaleme alıyor. Filmin baş rollerin de ise İlker Ayrık, Hakan Bulut, Suzan Kardeş, Suat Sungur, Fırat Tanış, Erdal Tosun, Bülent Şakrak, İvana Sert, Halil Sezai Paracıklıoğlu, Yasemin Conka, Ayberk Atilla, Ateşböceği Ercan, İlhan Daner, Fatmagül Fakı ve Müjdat Gezen yer almakta. Filmin İmdb puanı ise 3,1’dir. Filmin çekimlerinin bir kısmı yönetmen İlker Ayrık’ın memleketi Balıkesir’de diğer kısımları ise İstanbul’da çekildi. İlker Ayrık’ın ilk uzun metrajlı filmidir.

   Aslında bu filmi fazla olumsuz eleştirmek istemiyordum çünkü yönetmenin ilk uzun metrajlı işi olması ve İlker Ayrık’ı sempatik biri olarak bulmam. Ama yapılan filmi olumsuz eleştirmemek imkânsız. Çünkü film basit, özensiz ve fabrikasyondan çıkmış son zamanların diğer Türk komedi fast food filmleri gibi. Nerede ise her hafta en az bir tane komedi filmi vizyona giriyor. Sayının bu kadar artması çok güzel ama kalite artmıyor. Gişe ile teşvik olan yapımcılar halka daha fazla bu kalitesiz film sunarken geçen gün televizyonda restore edilmiş hali ile yayınlanan Tosun Paşa filmini ders olarak okutmak lazım bu tarz filmleri çeken yönetmenlere ve bu filmleri yazan senaristlere.

   Aslında hikayesinin yapışık doğan iki kardeşin hayatını anlatacağını duyduğumda acaba demiştim. Çünkü ilginç bir konu ve ülkemizde değinilmemiş bir konu idi. Fragmandan sonra belki filmi iyidir diye son bir umutla izledim filmi. Maalesef özensizlik ve basitlik filmin paçalarından akıyor. Örnek vermek gerekirse yapışık olan bu ikiz kardeşin elbiselerini değiştirme konusunda hiç araştırma yapılmamış. Yapışık iki adam öyle hızlı ve çabuk üstlerini değiştirmeleri zor, değiştirseler bile elbiseler üzerlerinde öyle durmaz. Bir başka nokta ise bu yapışık iki kardeşin karaciğerleri ortak ama hareket halinde iken bu yer sürekli değişiyor. Bu tarz ayrıntılara çok fazla önem vermemişler.

   Filmin espri anlayışı ise son zamanların modası olan tüm yerli komedi filmlerinde sıkça gördüğümüz cinsellik ve erotizm üzerine kurulmuş. Bu konuda da oyunculuk ile alakası olmayan sadece medya yüzü olarak tanıdığımız İvana Sert kullanılmış. İvana Sert gibi oyunculuk anlamında sıfır olan birisi ile yola çıkan Ayrık amacının sanat, oyunculuk ve kalite olmadığını ilgi, medya, gişe ve erotik şov olduğunu gösteriyor.İlk dakikalardan sonra zorlama cinsellik ve erotik sahneler ile devam etmeleri insanı bayıyor. Bunun üzerine senaryoda var olan kopukluklar film ile arana giriyor. Başka bir nokta ise, ikinci film için ilk filmden yol yapanı gördük ama ikinci film için ilk filmi bir dizinin sezon filmi gibi bitirmek gerçekten çok saçma idi. Yine filmin sonunu mutlu bitirmek için yapılan yapay üstü sonda ayrı bir hayal kırıklığı. Kötü adamlardan kurtulmaları ya da otobandaki kaçış ve kovalama sahneleri saçma diye izlemediğimiz eski filmlerin bir kopyası idi.

   Film ile ilgili denebilecek olumlu şeyler şöyle sıralanabilir; ilk olarak “Temel İçgüdü” filmi göndermesi güzeldi. İlk başta yer alan Halim ile Selim’in umutsuzluğa kapılıp konuştukları duygusal sahne etkileyici idi. Yine filmin başlangıcında yer alan animasyon sahnesi gayet hoştu. İmamlı sahneler gerçekten hoş ve nadir güldüğümüz sahnelerden bazılarıydı. Filmin müzikleri de hoştu, özellikle Suzan Kardeş muhteşemdi şarkısı ile.

   Kısaca toparlarsak oyunculuk adına bir şey görmediğimiz, sinema sanatına ortada bir şey olmayan fabrikasyon tipi, fast food, filmi gişe için yapılmış senaryosu ile özenilmemişliği ile hayal kırıklığı yaratan bir film. Umarım İlker Ayrık'ın bu ilk film hatası olarak yer alır ve bir sonrakiler yüzümüzü güldürür.

Tüm sinema severlere iyi seyirler…


Gülcemal Film Eleştirisi

   Filmimiz 18 Nisan 2014 tarihinde vizyona giren komedi türündeki Türk yapımı filmdir. Filmin yönetmen koltuğunda Özgür Selvi otururken, filmin senaryosunu ise Erhan Can Sezer ve Peker Açıkalın beraber kaleme alıyor. Filmin başrollerin de ise Peker Açıkalın, Merve Sevi, Cem Kılıç, Haldun Boysan, Mehtap Bayrı ve Yılmaz Gruda yer alıyor. Filmin çekimlerinin bir bölümü Kocaeli Kandıra'nın Teksen Köyü bölgesinde tamamlandı. Filmin İmdb puanı ise 5,0’dır.

   Hikâyesinin benzerlerin çokça gördüğümüz filmin hikâyesi sıradan ve bilindik. Hiç bilmediği babasından dolayı zengin olan kahramanımızın köyden indim şehre şeklini anlatan bilindik bir hikâye. Ve arkasından gerçekleşen paragöz insanların kahramanımıza kötülük yapma çabaları. Aslına bakarsak biz bu hikâyeyi Yeşilçam komedisinde bolca gördük. En ünlüsü de belki Davaro diyebiliriz. Burada ki en önemli fark, o eski Yeşilçam filmlerindeki gibi kahramanız içimizden biri gibi değil yani kendisine pek yurdum insanı diyemem. Gişe yapsın diye abartılı bir Recep İvedik (düşünün Recep İvedik bile abartısız kalıyor) ve Peker Açıkalın’ın eski bir iki psikopat rollerinin karışımı bir tip. Kahramanımız ne olduğu belirsiz bir tip. İyi kavga etmek ve hayvanları sevmek dışında herhangi bir özelliğini de görmedik. Maalesef senaryo yok gibi. Sadece bilindik bir konuyu ilkokul piyesi gibi kâğıda dökmüşler. Keşke hiç dökmeseler imiş dedirten cinsten bir film.

   Film kimi güldürmek istiyor bilmiyorum ama her hangi bir güldürü ögesi göremedim ben filmde. Filmin içinde bir tane zekâ parıltısı gösteren espri veya komedi alanına dair herhangi bir zekâ parıltısı denen şey yok. Zaten senaryoda da herhangi bir zekâ parıltısı yok. Ne kadar küfre dayalı ve kalitesiz esprilerinden söz etsem de en azından Recep İvedik’te bir güldürme amacı ve güldürmeyi hedeflediği bir kısım insan var. Ama bu filmin senaryosunun olduğun şüphe duymaktayım. Mantık hataları ise bolca. Örnek vermek gerekirse köy dışına çıkmamış kahramanımızın İstanbul trafiğinde cip kullanabilecek kadar iyi bir şoför olması.

   Bu kadarı yetmez gibi bir de oyunculuklar zorlama derecesinde abartılı. Bunun da en başında oyuncuların ellerinde ki malzeme kötü. Çünkü karakterler özensiz, analiz edilmemiş. Resmen ilk yapılan prova ile çekilmiş gibi duruyor film. Bu yüzden oyunculuk olarak da bir tane bile vasata yaklaşan oyuncu yoktu. Hepsinin performansı vasatın altında idi. Lakin senaryo çok kötü olduğu için yeniden tekrar ediyorum oyunculara suç bulmuyorum.

   Kısaca toplarsak hantal, bir an olsun güldürmeyen bir film ortaya çıkmış. Bunu ile beraber 2014’ün en kötü filmi olacağını düşünüyorum. 2014’ün ilerleyen günlerinde daha kötüsünü izlememek umudu ile.

Tüm sinema severlere iyi seyirler…


Bana Masal Anlatma Film Eleştirisi

   Filmimiz 9 Ocak 2015 tarihinde vizyona giren komedi, romantik ve dram türlerindeki Türk yapımı filmdir. Filmin yönetmen ve senarist koltuğunda Leyla ile Mecnun ve Ben de Özledim dizilerinin senaristi olan Burak Aksak oturuyor. Filmin baş rollerin de ise Fatih Artman, Hande Doğandemir, Devrim Yakut, Tarık Ünlüoğlu, Erdal Tosun, Cihan Ercan, Burcu Biricik, Gürkan Uygun, Cengiz Bozkurt, Berat Yenilmez, Sadi Celil Cengiz, Gökçe Bahadır, Ani İpekkaya, Yılmaz Erdoğan ve Ercan Yazgı yer almakta. Filmin İmdb puanı ise 8,5’dir.

   Herkesin bildiği üzere televizyon dünyasının efsane dizilerinden Leyla ile Mecnun siyasi sebepler yüzünden bitirilmişti. Oyuncuların gezi parkının yıkılıp yerine topçu kışlası yapılmasını kendine has mizahı ile eleştirmiş ve apar topar final bile yaptırılmadan yayın hayatına son verdirilmişti.Bunun akabinde ekip Ben de Özledim ile devam etse de tutunamamış ve 13 bölümde çekimleri bitmişti. Bu geçen süre zarfında Erdal Bakkalı, İsmail Abiyi, İskender Babayı yani herkesi çok özledi sevenleri. Youtube’u aşındırdı tekrarları izleye izleye. Yetmedi “Metonya” diye internet televizyonu kurdular Leyla ile Mecnun’un tekrarlarını yayınladılar. Ama bu kafadan vazgeçmediler. Ben de özlemiştim bu kafayı 9 Ocak’ı sabırsızlıkla bekledim. O yüzden baştan belirtmem gerekiyor ki ne kadar istesem de pek objektif olamayabilirim.

   Fragmandan başlamak gerekirse, izler izlemez “çay yine Erdal Bakkal’da içiliyor anlaşılan” dediğim, "ölüm mü o acaba? Koyniş koyniş yatacaklar mı ki?” sorusunu sorduğum ve beni eğlendiren bir fragmandı. Filmi izlerken gördüğüm “o gemi bir gün gelecek” yazısı ile “ah be bitirenlere ve bitirilmesinde emeği olan herkes küçük serçe parmağını masanın köşesine çarpsın...” demekten alıkoyamadım kendimi. Bizi Burak Aksak kafasından, Leyla ile Mecnun kafasından, At kafasından, İsmail abiden, İskender babadan, Hırsız Yavuzdan, Mecnundan ve Leylalardan ayıranların bıyıkları tel tel dökülsün.

   Böyle bir girizgah yaptıktan sonra oyunculuk performansları ile devam edersek; Fatih Artman başka bir efsane dizimiz (içlerine İşler Güçler’i de ekleyince voltran oluştururlar. Kardeş dizilerdir.) olan Behzat Ç. de Harun Komiserden dolayı, hemen alışıyoruz Minibüsçü Rıza karakterine. Özellikle Devrim Yakut ile uyumları iyiydi ama duygusal sahnelerin altından pek kalkamamış. Hande Doğandemir fiziksel görünüm olarak karaktere uyumlu olsa da film içinde hep biraz yapay duruyordu. Cihan Ercan ve Sadi Celil Cengiz bu adamlar doğal komik. Kısa ama öz performansları gayet göze hoş geldi. Kısa da olsa Ani İpekkaya ve Ercan Yazgı’yı izlemek ayrı bir zevkti. Kendi şairliğine hayran olan Yılmaz Erdoğan bu sefer karşımıza masalcı dede rolü ile çıkıyor ve mükemmel olan animasyon girişi ile beraber hayranca izliyoruz. Şahin Kendirci hem çırak rolü ile hem de sesi ile filmin sürprizlerinden oluyor “Tamirci Çırağı” sahnesi ile herkesi güldürüyor. Gürkan Uygun ve Gökçe Bahadır ise maalesef karakterlerinin yarım yamalak yazılmış olması nedeni ile performansları hava da kalmış. Devrim Yakut ise gerçekten başarılı bir performans gösterse de yer yer Düğün Dernek’te ki rolü ile benzerlik gösterdiğini de belirtmekte fayda var. Gelelim filmin performans açıdan filmi alıp birkaç level yukarıya atan üçlüsüne; Cengiz Bozkurt, Erdal Tosun ve Berat Yenilmez resmen resital yapıyorlar. Bkm’nin çoğu filminde görmekten mutluluk duyduğumuz Erdal Tosun, Burak Aksak kalemi ile coşuyor. Berat Yenilmez ise şaşkın esnaf lokantacı rolünde manyak olmuş. Cengiz Bozkurt’a ayrı bir parantez, ayrı bir paragraf yazılabilir, o derece de hoş bir performanstı. Burak Aksak resmen Cengiz Bozkurt’u ayrı bir yere koyuyor, bunu anlamak için Pek Yakında ve Eyvah Eyvah 3 filmlerini izlemeniz yeterli. Nerede ise tüm absürtlükte o vardı, her repliği, her mimiği, her jesti hayran bıraktı, Erdal Bakkalı da, Kahveci Nafi’yi de hem aynı anda yaşattı hem de iki farklı karakter olduğunu mükemmel bir şekilde yüzümüze vurdu. Sırf Cengiz Bozkurt için, Erdal Bakkal için, Kahveci Nafi için yine yeniden izlenebilir film. 

   Şimdi filmimizin olumsuz yönlerinden bahsedeceğim; bazı yan karakterlerin içi boş. Özellikle Jilet Abi (Gürkan Uygun) ve Neriman (Gökçe Bahadır). İki karakterin arasındaki yarım kalan aşk oldukça havada kalıyor. Neden mi? Çünkü ikiliye dair herhangi bir flashback, ufak bir detay bile verilmiyor. Haliyle film bittikten sonra seyirci bazı soru işaretleriyle ayrılıyor. Bunun da nedeninin ikinci filme konu kalsın diye yaptıklarını umuyorum. Akabinde Tarık Ünlüoğlu da aynı dertten muztarip bir karaktere hayat veriyor. Bu yüzden filmin sonunda Suriçi ne oldu kurtuldu mu? Adamlar bu kadar basit mi kaçtı? Soruları ile kalıyor, bunun da nedeninin ikinci film için olduğunu ummaktayım. Yine filmimizin Trt de yayınlanan bir diziden sonra daha özgür ve güçlü olmasını beklerken büyük ihtimal gişe beklentisi ile film daha çok gereksiz bir romantizme ve melodramatik sahnelere boğulmuş. O sahneler de bizi güldüren at kafasından uzaklaşılmış ve çoğu romantik komedi ve dram filmlerinin klasik hikayelerine dönülmüş. Zengin kötü iş adamı ve fakir kız hikayesi gibi. Bunun yanı sıra kurgusunda büyük, görüntü yönetiminde ise minik sorunlar var. Bunlar dizi estetiğinden sıyrılamadığına yoruyorum. Bunlar özellikle komik sahnelerden sonra trank diye gelen gereksiz dram sahnelerinden oluşmakta. Bunun ile beraber minibüsçü Rıza’nın gazeteci kız ile yaptığı bankta ki röportaj sahnesi ya büyük bir kurgu hatası ya da çok başarısız bir flashback sahnesi. Ve son olarak Devrim Yakut’un yapaylık kokan o hüzünlü sahneleri olmamıştı.

   Şimdi geçelim filmimizin olumlu yönlerine incesi bol göndermeler, doğaçlama havası veren zeka ürünü kelimesi bol diyaloglar, temposu düşmeyen sahneler, bizi bize anlatan temalar, sağlam bir mizah anlayışı, defalarca izlemeye fırsat veren kaliteli komedi. Geçen bir yerde Bana Masal Anlatma ilgili bir şey okumuştum, diyordu ki; “kaba mizah değil namuslu mahalle mizahı“ gerçekten katılmamak elde değil. Küfürsüz, bel altı espriler olmayan gündeme, yaşama, bize dair nüktedanları ile bizleri güldürüyor. Son yıllardaki mide bulantısı yaratan ucuz komedi yapımları yanında ışık saçıyor. Hatta film bizi güldürürken bize Yeşilçamın o samimi tadını da veriyor. Ertem Eğilmez filmlerinden aldığımız tadı absürd komedi ile harmanlayarak at kafasını gösteriyor. Özünü bizden alan özgün karakterler, şarkılar, nesneler, mekanlar ve oldukça ayarında bir hiciv ile gayet başarılı. bir de televizyon izleyen yalnız kadınlar ve yalnızlaşmalar ile ilgili güzel bir dokundurma bulunmaktaydı.Şangay beşlisi ile zenci grubu, 300 Spartalı, Tamirci Çırağı sahneleri resmen filmin absürtlükte tavan. En çok kahkaha attıran en fazla Leyla ile Mecnun kafası yaşatan sahneler de bunlardı. Keşke bu sahneler daha fazla olsa idi. Leyla ile Mecnun'da ve Bende Özledim dizilerinde Burak Aksak unutulmuş müzikleri, olayları ve yerlerin üstünden geçen bir senaristti. bu filmde de bu özelliğini koruyor. büyük ihtimal Ellere Düş şarkısı yeniden gündeme oturacak. Açılıştaki animasyon sahnesi bugüne kadar ülkemizde bu alanda yapılmış en iyi örneklerden biri olabilir. Böyle bir mükemmel bir açılış belki benim de beklentimi fazla yükseltmiş olabilir, olumsuz eleştirilerimin fazlalığının sebebi de o olabilir.

   Kısaca toparlamak gerekirse efendim filmin eksiği gediği olabilir sonuçta Burak Aksak’ın ilk yönetmenlik denemesi, umarız diğer filmlerinde bir adım daha ileriye gider. Mesela neden olmasın ki bir sonraki filminin adı Leyla le Mecnun; At Kafası. Gidiniz, izleyiniz, gülünüz ve içinizde ki at kafası özlemini bir miktar olsun giderin.

Tüm sinema severlere iyi seyirler…


×

KATEGORİLER:
PROJELER
BİZE ULAŞ:

  • E-Posta
  • okanoztuurk@gmail.com



|| 2011 Tüm Hakları Saklıdır ||