-->

Come as You Are/Olduğun Gibi Gel Filmi Eleştirisi

   Filmimiz 4 Eylül 2011 tarihinde vizyona giren komedi ve dram türlerindeki Belçika yapımı filmdir. Filmin yönetmen koltuğunda Geoffrey Enthoven oturuyor. Filmin senarist koltuğunu ise Pierre De Clercq, Mariano Vanhoof ve Asta Philpot paylaşıyor. Filmin baş rollerin de ise Gilles De Schryver, Robrecht Vanden Thoren, Isabelle de Hertogh, Tom Audenaert, Veerle Baetens, Katelijne Verbeke, Marilou Mermans ve Karlijn Sileghem yer almakta. Filmin İmdb puanı ise 7,4’dür. Film gerçek bir hikayeden yola çıkmaktadır.

   Filmin orijinal adı Hasta la Vista (Hoşcakal) ’dır. Filmin 2016 Hollanda yapımı hali de mevcuttur. Türkiye’de 31. İstanbul Film Festivali’nde Antidepresan bölümünde gösterilmiştir. Film birçok ödül almış ve ödüle aday gösterilmiştir.

• 2012 yılında En İyi Film dalında Avrupa Film ödülünü aldı.

• Uluslararası Valladolid Film festivalinde En İyi Film ödülü olan Altın Parıltı ve Gençlik Jüri ödülünü kazanmıştır.

• Alpe d'Huez Film festivalinde the Prix de publique Europe ödülünü kazanmıştır.

• Uluslararası Montreal Film Festivalinde Grand Prix des Amériques ödülünü aldı. Ayrıca bu festivalde Halkın Seçimi Ödülü’nü ve Ecumenical Jüri tarafından verilen ödül almıştır.

   Spoiler vermeden en kısaca filmin konusunu özetlemek gerekirse film 1 sakat, 1 felçli ve 1’de kör 3 erkek arkadaşın bakire ölmemek için Belçika’dan İspanya’da ki engelliler için hizmet veren lüks bir geneleve seyahatini anlatmaktadır. Filmi konusu itibari ile içinde +18 sahnelerin olacağını düşünene bireyleri için söyleyeyim, her hangi bir +18 sahne filmde yer almamaktadır. Can Dostum filmi gibi hem komedi hem de dram yönü olan bir film. Hatta biraz daha Can Dostum’dan dram yönü ağır denebilir. Yukarıda da bahsettiğim gibi film gerçek bir hikâyeye dayanmaktadır. Ve olay 2007 yılında gerçekleşmiş ve yolculuğu gerçekleştiren engellilerden biri hiçbir engelli bakir ölmemeli diyerek bu işe girmiş ve başarısı sonucu film ortaya çıkmıştır.

   Oyunculuklar hakkında konuşmak gerekirse; özellikle 3 ana oyuncu;
Robrecht Vanden Thoren, Gilles De Schrijver ve Tom Audenaert, ek olarak Claude rolünde ki Isabelle de Hertogh’ün oyunculukları gayet başarılı. Filmin en önemli olumlu tarafı ise; konu itibari ile çok dillendirilmeyen bir konuyu ele alması ve ele alırken özellikle de dram ve komedi dengesini iyi kurması. Filmin müzikleri de çok güzel. Film hakkında yapılabilecek en olumsuz özellik ise Claude ile karşılaştıktan sonra Philip ve Lars karakterlerinin cinsiyetçi ve dış görünüş ile ilgili tavırlarının çok abartılı olması ve belli bir noktadan sonra özellikle de Philip karakterinin insanı bayması.

   Kısaca özetlemek gerekirse; oyunculukları ile, müzikleri ile, ele aldığı konu ve konuyu işleyiş biçimi ile yer yer temposu düşse de izlenebilecek güzel bir film olmuş.

Tüm sinema severlere iyi seyirler...


Pelin Olgun'un Sunumuyla Vibio

Video ve biyografi kelimelerinin birleşmesiyle hafızalara kazandırılmak istenen yeni bir kelime olma yolunda son düzlüğe girmiştir Vibio. İçerik üretirken temel aldıkları sorular "kim" ve "nedir". Sloganları "yanlı acılı biyografiler" olarak belirlenmiştir. Zaten bu konuya haddinden fazla değineceğimiz için şimdilik geçiyoruz. Ekim 2016 tarihinde ilk ürünlerini YouTube kanallarında piyasaya sürmüş, Enva Medya'da desteğini esirgememişti. O zamanların sabah haberlerinin vazgeçilmezi şimdinin ise işten (maalesef) kovulmuş sunucusu olarak tanık olduğumuz İrfan Değirmenci'nin radarına Şubat 2017'de takılırlar. Hemde tüylerimizi diken diken eden o bir buçuk dakikalık vibiolarıyla... İzmir Marşı'nın bir İzmir kızından yani Vibio'nun sunucusu Pelin Olgun'dan dinlemek güzeldi. Enva Medya'nın açılış sayfasında bu haberin videosu yer almaktadır. (Haberin Videosu)

Vibio üç kişilik bir ekibe sahipmiş, verdikleri bir röportajdan kısa bir pasaj geçiyorum: "Ben: Pelin, yönetmenimiz Orçun ve fikir babamız Çağrı. Farklı kültürlerden gelen, farklı eğitimler alan insanlarız. Ben karşılaştırmalı edebiyat mezunuyum, Çağrı iktisat, Orçun ise radyo televizyon sinema bölümü okumuş. Bizi bir arada tutan ise düşüncelerimizin birbirine benzemesi." cümleleriyle ekibin tanıtımı yapılıyor. Ek bilgi olarak Pelin 1991 doğumlu ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesinden mezun. Diğerleri hakkında pek bir bilgi edinemedim fakat bu şuanın konusu değil zaten. Bir fikir var ve bu fikre can veren bir ekip var. İzleyiciyle göz teması kuran Pelin, biz onunla ilgileneceğiz kısmen.

Pelin hakkında yapılan her iki yorumdan birinde ne kadar güzel olduğunu okuyoruz. Güzel olmasına güzel elbette, hele ki o kısa saçlı halleri birçoğumuzun olduğu gibi benimde favorim olmuş imajıdır. Yüz hatlarının sempatik kıvrımlara sahip olması Vibio formatı için gerçekten artı point sağlıyor. Güzel gözlerini sürekli prompter'den metni takip ederken kayarken yakalasak da bunlar aşılamayacak şeyler değil dostum. Bu arada nişanlı veya evli olduğu yönünde bilgiler ortalıkta gezinmekteyken söyleyeyim; Evlilik aşkı öldürmüyor.

Vibio'nun metin yazarı şudur, budur, o'dur diyemiyoruz. Yine verdikleri aynı röportajda şöyle açıklama yapıyorlar: "Metinler tek kişiden çıkmıyor. Yemek yapar gibi, ana malzemeleri belirledikten sonra hepimiz baharatını ekliyoruz (ve evet acı en sevdiğimiz baharat). İzlediğiniz vibiolar tek bir kişinin değil biz üçümüzün ortak fikirleri." sanırım kolektif çalışmanın avantajları kadar dezavantajlarını da yaşıyorlar. Çünkü bazı vibioları o kadar net ve yerindeki, bazıları ise ne anlattığı anlaşılmayan ortaya karışık, baharatı az gelmiş yemek gibi bir şey oluyor. Biraz ondan, biraz bundan derken sonuca ulaşamadan süre bitiyor. Olmuyor yani. Haklarını yemeyelim, lafı gediğine koydukları da pek sık görülür. Ha sırf bu yüzden Ekşi Sözlük ve Zaytung'un görüntülü hali gibi yorumlarda yapılmıyor değil. Bana kalırsa besin kaynakları -ki kendileri de söylediler "acı" seviyorlarmış, Ekşi Sözlük'ten makas alıyor olabilirler. Bu kötü bir şey değil, destekleyici kaynaktır nitekim. İyidir (belki), belki de kötüdür. Özentilik konusunda araftayım, ama özgün olmak için çabalarına saygım sonsuzdur. Örneğini bulamadığım şeylerde yapıyorlar, herkesin yaptığını tekrar yaptıkları da oluyor.

Vibio kanalıyla tanışmam gerçekten en efsane vibiolarından biriyle olmuştur. Baktım Kemal Sunal'ı anlatmışlar. Dedim ki, ne güzel yapmışlar. Sonra diğer vibiolar, sonra ötekiler, sonra yeni eklenenler derken aktif olarak takip etmeye başlamışım. Başarılı bulduğum vibioları, başarısız bulduklarımdan oldukça fazla. Bazı vibiolarda "neden bu kadar kısa kesmişler anlamıyorum" iç sesiyle serzenişte bulunuyorum; aha da buradan dışa vuruyorum. Kısa olması avantaj ama çok kısa olunca da olmuyor. Benden söylemesi. Niye biliyor musunuz? İyi tat bırakıyorsunuz.

Şimdi bazı vibiolarda sistem eleştirisi yaptığınızı görmekteyim. Bu arada farkındaysanız "video" demek yerine "vibio" demeyi yeğliyorum. Neyse, sistemin eleştirisini da politik alanlarda yapmanızı da isterim. 15-16 yaşındaki kız kardeşimize giydirmek, pardon öğüt vermek siz ağabeyleri, ablalarına yakışır. Tabi şu gerçeği unutmamak kaydıyla, herkes okuyacak, iyi eğitim alacak, güzel işlerde çalışacak diye bir ütopya yok. Ben yok diye biliyorum. Herkesin hayatı kendine, herkesin tercihi lehine... Onun yerine mesela, mesela diyorum sen istediğini seç tabi, herhangi bir siyasetçinin vibiosu nasıl olur? Hani siz demiştiniz diye diyorum, kmiseden korkmuyorsunuz ya, yapıverin gari bir iki tane, biz izlemek isteriz büyük bir merakla. Tabi kendi yanlı yorumlarınızı da isteriz.  Ben samimiyim.

Ben samimiyim evet, en az senin kadar Pelin. Ekranlara yakışıyorsun, zaten farklı projeleriniz de varmış, devam edin destekleyelim. Ama birazcık düzeltmen gereken hallerin de yok değil, Benimki naçiz eleştiri olacak, yoksa ne yaparsan kendine yani. Herhangi bir vibionu izlediğinde "lan şurada şöyle yapmasaydım" dediğin olmuş mudur? Bence olmuştur. İzleyenlerde kendini senin yerine koyuyor ara sıra, bizde senin yerine "keşke" diyoruz, "keşke yapmasaydı". Ama biz görmemezlikten geliyoruz, şimdilik detay olarak kabul ediyoruz. Çok göze batmıyor. Neyi mi diyorum? Samimi olayım, doğal konuşayım derken, istem dışı, refleks olarak yani, ani soğumalarımız oluyor. Büyük resmi sıcak bulduğumuz için hafif ılımış çay gibi, tek yudumda çekiyoruz seni.

Vibio introsu öncesi, asıl konuyu özet geçtiğin ortalaması 30-40 saniye olan girizgah var ya Pelin, oraları beğeniyorum. Tabi özellikle saç stilin ve giydiğin kıyafetlerde hoş. Ben şeyi düşünüyorum hep, "şimdi bu vibio giydiği kıyafeti başka bir vibio'da giyiyor mu?" belki giymiş olabilirsin, hatırlayamıyorum ama ne oluyor orada? Kim seçiyor kıyafetleri, neye göre, kime göre, neden o renklerde giyiniyorsun? Tek tip olsa kafan daha rahat olmaz mıydı? diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Tercihler güzel, yakışıyor. Vibio sonlarına (hepsinde olmasa da) maksimum dört maddelik yanlı-tatlı-acılı-ekşili şeyler iliştiriyorsunuz. Bana kalırsa dörder maddeyi tamamlayınız. Hele bazılarında hiç ama hiç olmuyor, diyorum ki, "bu olmamış". Boş kalmış, eksik gelmiş. [Edit: Facebook kapak fotoğrafındaki kırmızı-beyaz damalı elbiseni çok beğenmiştim, baktım ki Fi dizisi vibiosunda da o kıyafet var. Yakaladım seni şekerim:)]
O kadar laf ettik, şuraya sevdiğim vibiolarından birkaçını yazayım. Seninle ilk tanışmamız Kemal Sunal aracılığı ile olmuştu, daha sonra Adile Naşit ile devam etti. Sadri Alışık, Şener Şen ve Selda Bağcan ile doruklara ulaştı. İzmir Marşı benim için efsaneye dönüşürken, Beşiktaş'ı anlattığınızda aşkımız tekrar alev aldı. Nikola Tesla ile garip bir ruh haline büründük, Barış Akarsu ile bulutların üzerinde yürüdük. Kazım Koyuncu benim büyük yaramdı, kanattınız. GTA ile güldürdünüz, FIFA ile hüzünlere sürüklediniz. Nevşin Mengü olmuş, bide İrfan Değirmenci'yi deneyin. Barış Mnaço ile çocukluğumuza selam yolladınız, Kaan Tangöze ile gençliğimiz tazelendi, Neşet Ertaş ile rakımız parladı. Müslüm Gürses için eyvallah. Kamera arkası vibioları da unutmamak lazım ki pek samimi.

İşte öyle GreenBox güzeli, bende sizi seviyorum başarılarınızın devamını kalitenizle endeksli olarak artmasını diliyorum. Bir gün yolumuz kesiştiğinde sen beni hiç hatırlamayacaksın, ama biz seni greenbox güzeli olarak hatırlayacağız. Bu arada Twitter'da ki sokak Türkçesine benzer yazıların bazen gülümsetiyor. Diksiyon ve fonetik güzelliğin klavyene de vurmuş.

Sevgilerimle;
Öptüm.

Fi - Dizi Analizi

"Fi, deneyimin içinde kaybolmak yerine korkmadan deneyime sahip olmanın yolculuğudur. İçinde bolca bulunan manipülasyon, seks, aldatma ve aldanma hikâyeleri belki herkesin dikkatini çekebilir ama gerçeklerden yola çıkılarak ulaşılmak istenen yerde sadece farkındalık vardır.

Fi güzelliğin lanetlendiği, zekânın yağmalandığı, iyinin kurban edildiği ve kasaba kurnazlığıyla yönetilen bu gezegende, içine doğduğumuz bu kutsal hayatı kutlamak için yazılmıştır. Kendi potansiyelini keşfetme cesareti gösterebilmiş gerçek kişilere, çatlama cesareti gösterebilmiş tohumlara adanmıştır. Bir kişiye duyulan aşktan daha acımasız bir şey var mıdır?"

Fi kitabının arkasında yer alan cümlelerdi bunlar. Akilah Azra Kohen'in Fi-Çi-Pi üçlemesinin ilkidir. 2013 yılında raflardaki yerini almış ve 600 sayfalık bir kalınlığa sahiptir. "Bu hikayenin sadece inanılamaz tarafları gerçektir" sloganıyla yola çıkmış ve hatırı sayılır bir satış oranı elde etmiştir. Konusunu "insanların ihtirasları" olarak özetlemektedir. Altın Oran anlamına gelen "Fi"nin yazarı "Akilah" mahlasını kullanmaktadır. 




Dizi 60 dakikayı aşmamakla beraber internet ortamında izlenmektedir. Televizyonlardaki uzun süreli dizilere naçiz bir tepki, aynı zamanda da sansürsüz tavrıyla "gerçeklik" duyusunu izleyiciye naklediyorlar. İnternet'te yayınlanan ilk dizi veya ilk sansürsüz dizi örneği gibi yakıştırmalar yapılıyor fakat bu "ilk" kelimesi sanırım sadece şu şekilde doğrulanabilir: İnternet'te yayınlanan ilk kitap uyarlaması dizidir. Bu daha yakışıklı oluyor.

Dizinin oyuncu kadrosunda güzel isimler yer almakta. Ozan Güven, Mehmet Günsür, Berrak Tüzünataç, Serenay Sarıkaya temelli;Özge Özpirinçci, Osman Sonant, Büşra Develi, Sezin Akbaşoğulları, Tülay Günal Çimenser, Cengiz Cavadzade, destekli kadrosuyla kaliteyi yüksek tutuyorlar. Konuk oyuncu olarak Cem Yılmaz'ın katıldığını da eklemekte fayda var. Temel oyuncu kadrosuna birçok isim önerisi gelmesin rağmen, hatırı sayılır kitle de kadronun yerinde olduğunu yorumlarında bildirmektedir. Tabi birçok yorumda özellikle kitabı okuyan kitleden söz ediyorum, oyuncu seçimlerini beğenmiyorlar. Belli ki kitabı okurken hayal ettikleri karakterlerin dizideki yansımaları onlar için hayal kırıklığı olmuş. Tamamen göreceli bir konudur, kişiye göre ciddi farklılıklar göstermektedir. 

Ozan Güven'in canlandırdığı Can Manay karakteri için ilk intibaların olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Karizmatik duruşu, jestleri, soğuk bakışları, bilgeliği, aşırı özgüveni ve başarılı psikiyatrist rolüyle ortaya çıkmış narsist kişilik bozukluğu kendisini ilgi çekici karakter haline getirmiş ilerleyen bölümlerde ise sahip olmaya çalıştığı kadın için yaptığı sıra dışı oyunların izleyici de ekşi bir tat bıraktığı söylenebilir. Altın orana takıntısı, bir bardak su isteyişi, Eti karakterine ani sarılışları ve sarıldıktan sonra aksi cümleler kurması vesaire... Duru için sınırlarını zorlayan biridir. Aslında tüm bunları aşk için yani saflık, güzellik, güven ve sadakat barındıran bir duygu olan aşk için yaptığını düşününce, kendimizi Manay Paradoksunun içinde buluyoruz. Oyunculuk başarısı kusursuz.

Arzulanan kadın olan Duru, dans için, kariyer için, başarı için ve istediklerini elde etmek için dünyaya gelmiş bir varlıktır. Bencilliği göze çarpan ilk özelliğidir. Kitapta hayal edilen Duru karakterine benzemediğini iddia  eden bir çok izleyici ile karşılaşabilirsiniz. Bunun temel nedeni Serenay Sarıkaya'nın Med Cezir dizisinde aldığı rolden ileri gelmektedir. Eğer yer aldığı ilk proje bu olsaydı yapılan yorumlar evrim geçirebilirdi. Şu da bir gerçek ki önceki dizisine göre oyunculuk anlamında ilerleme katettiği bir gerçektir. Deniz ile sevgililik faslı iki kavga bir sevişme olarak ilerlerken, Can Manay'ın ilgisine de net bir tonlamayla "hayır" diyememektedir. Sevgilisi tarafından hayatının merkezi olmak istemekte fakat bunun olamayacağını da gün geçtikçe farkına varmaktadır. Bu ve buna benzer sebepler ile mutluluğu dışarıda arayan kadın durumuna düşmek zorunda kalmıştır. Çünkü Can Manay, Duru'nun isteklerine cevap verebilecek etrafındaki tek erkektir. Öyle ki Manay, Duru için her şeyinden vazgeçmeye hazırdır. İlk bölümlerde dans çalışmalarıyla o kadar ön plana çekildi ki, bunu da dizi için aldığı dans eğitimlerine borçluyuz. İcra ettiği sanat konusunda bir hakimiyetim olmasa da göze hitap noktasında başarılı olduğunu söylemek yerinde olur. Aynı başarıyı canlandırdığı Duru karakterinde bulamadığımızı da eklemek doğru olur. 

Avrupa'nın temsili Türk erkeği Mehmet Günsür'ün karakteri Deniz hakkında söylenecek enteresan bir not yok. Hayatının merkezine sanat okulunu almasıyla burnunun ucunda olup bitenlere Fransız kalması, akademisyenleri öğrenci dostu, hatta sırdaşı gibi göstermesiyle, piyanoyu çalıyormuş gibi yaparken, "aslında gerçekten de çalıyor mu?" gibi düşündüren başarılı oyunculuğuyla temiz aile çocuğudur. Herkesin "eşit" olduğunu vurgulayan konuşmalarına tahammül edemeyen, pire için yorgan yakan bir sevgilisi var. 

Sadık Murat Kolhan karakteri paranın gücüyle varlığını sürdüren aile hayatında başarısız sonuçlar almış patron kişidir. Berrak Tüzünataç'ın canlandırdığı Özge karakteriyle pek alakalı görüyoruz kendisini. Gazeteci olan Özge Egeli'nin tüm gayesi Can Manay'ın gerçek kişiliğini ortaya çıkarmak olduğunu düşününce sığ bir karakter varsayımını yapabiliriz. Gel gör ki öyle değil işte. Cinsel eğilimlerinin farklı olduğunu bildiğimiz Özge karakterini bu konuda oldukça üstü kapalı işlendiği notunu düşüyorum. Sert, agresif ve inatçı halleriyle "helal olsun" dedirten kadın rolüdür. Sadık Bey ile bir ilişki düşünmediğini de ekleyelim.

Büşra Develi'nin payına da "Bilge" karakteri düşer. Adının hakkını veren bir öğrencilik dönemi geçirmektedir, Can Manay'ın radarına takılır, asistanı olur, hayatını değiştiren adam olduğuna karar verir. Aşık mıdır? Öyle düşünülür ama değildir fazla itaatkar ve sadıktır. Sıkıntılı bir baba ve engelli bir kardeşe sahiptir. Kendi halinde, sınıf arkadaşlarının ödevlerini ücret kaşılığı yapan, sınıfın inek modeline örnek gösterilebilir, ürkek ve birilerine, bir şeylere zarar vermekten kaçınan sade, zeki vatandaş. 

İnternet ortamında ilk üç bölümünün 10 milyondan fazla izlendiği, Vodafone Red'in sunduğu, sansürün olmadığı, reklamların göze aşırı sokulduğu iddia edilen 12 bölümlük bir projedir. Görüntü kalitesiyle alkış tuttuğumuz, yönetmenliğini Mert Baykal'ın yaptığı, arkadaş tavsiyeleriyle yayıldığını düşündüğüm dizidir. 60 dakikayı geçmemesi ve sansürsüz yayının kalitesine bizleri ulaştırdıkları için teşekkürlerimizi sunarız. Ay Yapım tarafından desteklenmektedir. 

12 Bölümü ardı sıra izlediğimizi düşünürsek, temposu hızlı başlayan, sonlara doğru ritmi düşen ve 11.bölümüyle şaşırtan finaliyle de garip tepkiler alan, genel bakışıyla başarılı olan dizidir. Hala tavsiye üzerine başlamadıysanız Fi'ye bir şans verin. Emin olduğum tek şey piyasa dizilerinden çok daha farklıdır. Bir avrupa tadı alabiliyorsunuz. Bir sezonda baştan sona sadece iki şarkı dinliyorsunuz bunlarda yeniden düzenlenmiş arejmanlar olunca tadı da farklı oluyor elbette. Uzun İnce Bir Yoldayım şarkısı favorim olmuştur. 


Akılda kalan repliklerden bazıları şunlardı:


  • Kim bi uçurumun kenarında açan menekşeyi alkışlar. Kim çok güzel doğdu diye ayı takdir eder. Ne menekşenin ne de ayın onaylanmaya ihtiyacı vardır. Biz kırda açan çiçek, gökteki ay değiliz. Bizi mağaradan çıkaran, uzaya gönderen ‘işini en iyi yap’ motivasyanu olamaz. Davut heykelini resmettiren, okyanusları aşdıran, atomu parçalatan güç bilinme isteğidir. Herkes gizli bi hazinedir. Herkes bilinmek ister.
  • İlahi bir işarettir bu. Bir çağrı. Hayatın boyunca o anı hatırlarsın. Çünkü o andan sonra hayatın eskisi gibi olmaz. Herkes keyfine bakarken biz nefesimiz kesilene,bitap düşene, bayılana kadar çalışırız. Uyumayız, yemeyiz, gezmeyiz, yaşamayız. Bedenimizi ruhumuzu hayatımızı bu tutkuya adarız. Biz verdikçe o ister. Bencildir kavgacıdır serttir. Kendinden başka hiç bir şey istemeyecek kadarda kıskançtır. Senden her şeyini ister. Emeğini, zamanını, enerjini. Sende kanının son damlasına kadar istekle şevkle verirsin. Her şeyi yaparsın. Bu acayip bir tutku. Bu fena halde hastalık.
  • Herkesin senin hakkında bir fikri var. Tanımları, sıfatları, sözcükleri.. Nasıl birisin, ne istiyorsun, neleri seversin, hayallerin nerde başlıyor, nerde bitiyor… Sen; birinin aşkısın, annenin kızı, babanın oğlu, başarılı, ezik, yetenekli, sünepe, güzel, çalışkan, merhametli, acımasız, kıskanç ya da sinsi… Başkalarının senin hakkında söylediklerini kendi gerçeğin sanabilirsin… Başkalarının hayallerini kendi hayallerin sandığın gibi. Gerçekte ne olduğunu sadece bir şekilde anlarsın: Seçim yapmak zorunda kaldığında. Ancak seçimlerin, sana ne olduğunu gösterir…

PuhuTV aracılığıyla izleyebilirsiniz. Altın oran hayatın içinde gizlidir. Görmek için hissedin.

2016 Yılının En Kötü 50 Yerli Filmi

   2016 yılı boyunca 525 film sinema salonlarında gösterildi. Bunlardan 356 tanesi yeni film iken 169 tanesi geçen yıldan devam edenlerdi. Bu 356 yeni filmden 223 tanesi yabancı ve 133 tanesi yerli filmdi. Benim izleyebildiğim yerli filmler içerisinden seçtiğim en kötü 50 filmin listesi burada. Finaller, dersler ve sosyal hayat derken izlemeyi kaçırdığım bazı yerli filmler olduğundan dolayı bazı filmler listeye eklenememiştir. Aslında listenin daha da uzama ihtimali söz konusudur. Maalesef 2016 yılında vizyona giren 133 yeni filmden 20 tanesi, belki de iyimser bir bakış açısıyla söylüyorum kaliteli denilebilir. Kalite olarak düşük olduğuna inandığım bu filmleri aşağıya kategori kategori sıraladım. Zevkler ve renkler tartışılmaz lakin Allah’ın bildiğini kullardan da saklamamalıyız.

Kategori 1: Korku Filmleri

   Genellikle yaz aylarında gösterime giren bu filmler, genellikle aynı senaryoya sahip olmakla beraber oyunculuk performansları olmayan filmlerdir. Yine kamerayı sallamayı efekt sanıp, gerilim müziği verince de korku filmi yaptık zannedilmesi üzerine ortaya çıktığını zannettiğim filmlerdir bunlar. Bu filmleri yazanların, çekenlerin, para harcayanların ve oynayanların nasıl bir ruh haline sahip olduğunu hep merak ederim, bu kadar para ile bu kadar kötü film yapmayı nasıl becerebiliyorlar diye. Maalesef ki vücuda giren virüs gibi sinemamızda hızla sayılarının çoğalarak artması üzücü bir durum. "Azem serisine ayrı bir parantez açıyorum bir yılda iki kötü film birden yaparak tebriği hak ediyor. "

İllet



Zuzula


Sekerat Son


Lanet: Uyanış 



Mel-Un


İfrit'in Diyeti: Cinnia


Ceberrut


Kabr-i Cin Mühür


Berzah: Cin Alemi


Ammar 2: Cin İstilası


Baskın: Karabasan


Azem 4: Alacakaranlık


Cinni: Uyanış



Azem 3: Cin Tohumu


Azazil 2: Büyü


Alamet-i Kıyamet


Üç Harfliler 3: Karabüyü


Siccin 3: Cürmü Aşk



Kategori 2: Komedi

   Recep İvedik fazla para kazandırdıktan sonra bu listedeki filmlerin büyük kısmı, biz de o kadar iğrenciz, biz de o kadar bel altıyız, biz de o kadar osuruyoz, sıçıyoruz mantığıyla çekilmiş gişe filmleridir. Bir kısmı da yaa komedi filmleri bu ara çok gidiyo belki bizim ki de tutar diye çekilmiş filmler ama filmden daha çok televizyonda ki sitcom örneği gibi.  Ve bu yıl osruktan teyyare adlı bu çalışmalar çok fazla tuttu, anlaşılan o ki seviyenin olmadığı komedi filmlerini gelecek yılda da bol bol göreceğiz maalesef. "Bu kategoride de Osman Pazarlamaya bir parantez açarak Şahan Gökbakar'ı, Recep İvedik'ten daha kötü bir film yaratmayı başardı, kendisini tebrik ediyorum."

Osman Pazarlama



Kolpaçino 3.Devre


Oflu Hoca'nın Şifresi 2


Yok Artık 2


Adam Mısın!


Babaların Babası


Nasıl Yani


Kızkaçıran


Leblebi Tozu


Baba Mirası


Yola Geldik


Sol Şerit


Türk Lokumu


Abbas'ın Melekleri


Değiştir Bakalım


Yıldızlar da Kayar: Das Borak


Oldu mu Şimdi



Kategori 3: Romantik Komedi, Aşk

   Televizyonda milletin kafasına ettik birazda sinema alanında milletin kafasına edelim, hem de para cukkalarız mantığı ile tek senaryodan çıkma, televizyon dizilerinde ki her hangi bir bölümden farkı olmayan filmlerdir. Bunların da olmazsa olmazı kesinlikle yakışıklı oğlan ve güzel kız ve onların saçma sapan aşkları. Bir tanesi de normal aşk yaşamıyor.  Yapımcılar zaten 140 dakikalık dizileriniz de herkesi birbiri ile çiftleştirdiniz bari sinemayı bırakın. "Bu kategoride de İkimizin Yerine'ye parantez açıyorum ve diyorum ki Nejat İşler gibi kaliteli bir oyuncuya yazık etmeyi başararak tebriği hak ediyorsunuz."

Kardeşim Benim


İkimizin Yerine


Hesapta Aşk 


İkinci Şans


Her Şey Aşktan


Dönerse Senindir


Kocan Kadar Konuş: Diriliş



Kategori 4: Parayı Veren Düdüğü Çalar

   Bu kategoride hiçbir sanat kaygısı gütmeyen sadece belli bir fondan aldıkları para ile tutulmuş bir grup bu alanda çalışan ama sanatçı olmayan insanların yaptıkları filmlerdir. İlk kategori ile beraber en kötü filmler bu kategoriye aittir. Umarız bir gün yaptıkları bu filmleri izleyip harakiri filan yaparlar da sinema severler olarak biz de rahat bi nefes alırız. "Bu kategoride her hangi bir filme parantez açmaya bile gerek yok, hatta film demeye bile"

Ateş


Dadaş


Sevdam Gözlerinde Kaldı


Ankara Yazı Veda Mektubu



Kategori 5: Kategori Yapamadığım Filmler

   Yılmaz Erdoğan'ın vizontele tadında film yapmaya çalışırken eline gözüne bulaştırdığı, oyuncu performanslarının harika olduğu ama senaryonun ve yönetmenlik açısından hayal kırıklığı olan film. Acun Ilıcalı destekli 3 Adam’ın İbosu ve ÇGHB’den Zeynep'in para var, oyuncu var, medya da var arkamızda diyerek senaryosu kötü ama oyunculukların güzel olduğu film yapmışlar, olmamış. Geniş Aile ise dizisi ne kadar güzelse filmleri de o kadar kötü olan yapımın ilk hatası; ilk film kötüydü, lakin insanlar diziyi özledikleri için gitmişti, siz bu gişe rakamını yanlış anlayarak ilk film gibi ikinci filmi de kötü bir şekilde çekerek hayal kırıklığı yarattınız. Son olarak Deliormanlı ise Çakallarla Dans ve çeşitli başarılı işler yapan Murat Şeker’in 1980’li yıllarda modası biten milliyetçi sosla kavrulmuş boks filmi ile hayal kırıklığı yarattı. İsimlerin ve oyucuların performans başarısı ile gişe yakalayan bu filmleri kategorize edemedim. O yüzden bu filmler kategori yapamadığım filmler arasındadır. "Bu kategoride Ekşi Elmalar'a bir parantez açıyorum ve bu kadar kaliteli oyunculardan kurulu bir kadroyla, Vizontele'yi, Bir Demet Tiyatro'yu yazan adam nasıl bu kadar kötü bir film yapar, işte bu yüzden Yılmaz Erdoğan'ı tebrik ediyorum."

Ekşi Elmalar



Küçük Esnaf



Geniş Aile 2: Her Türlü



Deliormanlı





Son olarak umarım 2016 yılında ki gibi sayısı bol yerli film ama içeriği kötü filmlerin olmadığı, Yeşilçam sıcaklığında, sanatsal, ödüllü ve tiyatro tadında filmler izlemek umudu ile…

Tüm sinema severlere iyi seyirler…


NOT: Bir önceki senenin en kötü filmleri listesine buradan ulaşabilirsiniz.
×

KATEGORİLER:
PROJELER
BİZE ULAŞ:

  • E-Posta
  • okanoztuurk@gmail.com



|| 2011 Tüm Hakları Saklıdır ||